26
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
7396
Okunma

Geçmiş zaman izleri dolanıyor boynumuza
Eskiden kalma fotograflarda arıyoruz suretimizi
Hangi şehrin sokağında kaybettik çoçuklugun masumıyetını
Kimbilir,
Belki bu yüzdendi gazetelerin üçüncü sayfalarında gezinmesi gözlerimizin.
Güvensiz yürüyüşlerimizin
Düzensiz nefes alışlarımızın
Ve o saydam öfkemizin sebebi.
Yüzün eskiyor be çoçuk!
Bakışlarında gitgide solan bir yaşamın güz sancısı.
Talan edilmiş bir alınyazısı
İfşa edilmiş bir yaşamdan ibaret şimdi yüzün.
Direnişi senin saçlarında kaybettim
Ellerime dökülürken kelebek ölüleri.
Yaşamla ölümün arasındaki saatlerin asılı kaldığı bir coğrafyada
Farzet ki ölmüşüz .
Farzet ki yaşıyoruz
Ne fark eder ???
Sözcüklerin sükuta düşürüyor düşlerini.
İsyan türkülerini söyleyen,
Zerdüşt oluyorsun kutsalını yitirmiş sokaklarda.
Eski bir kavimden kalma adımlarına eşlik ediyor duvarlar
Soğuk elleriyle tutarken omuzlarını.
Oysa bilmiyorsun gözlerin yüzümden düşüyor çocuk!
Doğurgan gecelerde meryem’ in sancısıyla haykırıyorum gökyüzüne
İsa’nın çarmıhında kayboluyor sonra sesim duymuyorsun.
Beyrut’lu kadınların ağızıyla ağıtlar yakıyorum.
Kadim nehirlerde yıkıyorum kirlenmiş ruhumu.
Düşlerimi mezar taşlarına kazıyorum.
Beklemeyi ekliyorsun susuşlarına.
Eski bir dinin ürküten ıssızlığında,
Ayini bekleyen kurbanlıkların şaşkınlığıyla sorular soruyorsun.
Barikatlar kuruyorsun kangrenli gövdenle.
Kan sızıyor avuçlarından gülüşlerime görmüyorsun.
Direniş diyorsun simsiyah avuçlarını öptüğümde
Bilmiyorsun ey çocuk!
Gökyüzünü ve bozkırını yitirmiş bir adama
Benziyor ömrümüz.
Söyle bana ey çocuk!
Gözlerimizi kapatsak
Yeni doğan gün affeder mi bizi?
5.0
100% (15)