3
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
2107
Okunma
Hayatımın yemyeşil,cıvıl cıvıl baharıydı
Üniversiteyi kazandığım yıl
Küçücük bir dünyanın kapısı
Ardına kadar açılıyordu o yıl
Issız sahillerde sendeleyen gemim
dalgalarla boğuşmaktan,
dağların heybetinden
ve de su almaktan
kurtulmuştu artık.
Artık limani belli idi bu geminin
artık demir alma vakti gelmişti,
hayatın acımasız dalgalarına,
ezip geçen yağsız çarklarına,
sıra sıra geçit vermeyen dağlarına,
alın yazısı gibi hayat çizili yollarına,
açılma vakti gelmişti artık.
Durmak mola vermek yoktu bu yolculukta
daima ileri....koşar adımlarla.
belki dönüm noktasıydı hayatımın
belki hayatımın kervansarayıydı bu gemi
o her zaman
sevdiğim,bazende kederlendiğim,
hayat kervansarayı....hayat yolculuğu..
artık bende hayata atılacaktım
ayakta duracaktım
belki üzülecek hırpalanacak
ama adam olacaktım,Mühendis!
o her zaman hayl ettiğim
şuursuzca istedğim,Mühendis oacaktım..
artık yola çıkmalıydım
beni bu gemiye
bu yolculuğa
bu günlere getirenlere vedalaşmalıydım
Babam...!
hayat yolculuğunda tek kılavuzum
vedalaşınca bana
güneşli günde yağmur yağdırdı gözleri
hayatını bir film şeridi gibi gözlerinde gördüm
ağlamayacaktı, bana belli etmeyecekti üzüntüsünü
içindeki hüzünlü sevincini hissettirmeyecekti
ama yapamadı
bakındığı dağlar
gözlerini kaçırdığı yollar
ona yardım etmedi
yenemedi yüreğini
elime harçlığımı verip
’Kendine dikkat et,uğurlar ola’ deyip
boynuma sarıldı
patladı doyasıya ağladı
ama sevinçli ağlıyordu babam
çünkü
tutunduğu tek dalı filizlenmişti
yeşerecek, meyve verecekti
gittiği yerden meyve ile dönecekti oğlu
tatlı bir meyve ile ’Diploma’ ile
bense elini öptüm sadece
hayr duasını aldım
söz söyleyemedim
yüreğim düğümlenmiş
hislerim firar etmişti adeta..
Anama döndüm,anam benim
babamı daha fazla üzmemek
onu hırpalamamak için
var gücüyle savaşıyordu yüreği ile
veda sözlerini gözlerinden okudum
yüreği dağlanmıştı yine
çünkü kuş yuvadan uçacaktı
yad ellere gidecekti
dayanamazdı buna ağlamalıydı
ağlayıp rahatlamalı
boynuma sarılmalıydı
oda öyle yaptı
boynuma sımsıkı sarılıp
hiç bırakmak istemiyordu
kulağıma ’Allah yardıncın olsun’ dedi
ve elindeki hamaylı boynuma taktı
ben uzaklaşırken
su gibi git,su gibi gel diye
bir bardak su döküldü arkamdan
artık yoldaydım bende
uzun uzun uzayıp giden
Erzurum yollarında
Üniveristeye geldiğim zaman
yuvasız kuşlar misali
dolaşıp durdum kaldırımlarda
ama bu gemide herkes aynıydı
hayalleri,hedefleri ve acı kaderleri ile
herkes aynı idi bu gemide
çünkü hepimiz yolcuyduk
bu gün var yarın yoktuk....
Memleket kadar acı sohbetlerimiz
en az hayat kadar zor derslerimiz
bizi bu yoldan alıkoyamazdı
çünkü,tek yürek tek vücut olmuş
vatana hayırlı evlat olmak
ve sevdiklerimizi sevindirmek için
var gücümüzle savaşıyorduk
havası kadar temiz insanları
rakımı kadar şanlı tarihi ile
bizi bağrına basan erzurum
bazen yaptıklarımızdan
şikayetlerimizden bikmiş olacak ki
bize kızıyor bizi yutmak istiyordu
gece ve gündüz peşisıra olmuş
ardınsıra yürürken
bizide ardına takıp sürüklüyordu
bu esnada
birbirimizle kaynaşma
dost olma
yol arkadaşı olma yolunda
uzun merhaleler katettik...
sanki alın yazısı imiş gibi
hergün çarşıya çıkardık
bir kuş misali memlekete uçar
hasret giderip gelirdik
geçtiğimiz caddenin parke taşları
piyangocunun ’yarın çekiliyor’ narası
kasetçinin bize inat
memleket havaları çalması
her aradığımız kitabi bulduğumuz
tek dostumuz sokak kitapçisi
sanki bizim için vardı
çünkü bizim gemi kitapsız
kitapçi biizm gemisiz yapamazdı
her zaman ki köşesinde
ne alırsan yüzbin diyen isportacı
sokağın biricik külubesinde
ümitle otobüs bekleyen yolcular
’Üniversite,araştırma’ diye bağıran
elleri yumak yumak müavin çocuklar
her gece konuğu olduğumuz
memeleket kadar sıcak postacımız
bizi yabancı diyip dışlayan
bir jilet gibi keskin
nadide erzurum sovuğu
altı ayda bir dağların ardından
bize hal hatır soran güneşimiz
bizim bir yıllık hayatımızdı
bazen acımasız bazen şevkatli
ama her zaman bizim olan hayatımız
haftada bir sinemaya gider
hayranı olduğumuz artistleri seyreder
binbir türlü hayaller kurardık
dönerken filmlerin kritiğini yapar
çeşitli yorumlar getirirdik
herkes kendinden birşeyler
ailesinden yavuklusundan
hatta sılanın taşından toprağından
bir enstantane anlatırdı
biraz hüzün
biraz keder
biraz gözyaşımızla
saatlari kovalardık
memlekete gitmek
gidip hasret gidermek
özlemiyle,sevgisiyle yandığımız
sevdiklerimize kavuşmak için
saatlere düşmandık....
devamı gelecek
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.