5
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
2952
Okunma

"ben diyeyim "şiirsel bir anlatım"
okuyan desin "çocukça bir paylaşım"
......................................
yedi yaşımda, sevgili öğretmenimin
sevecenliği şefkatiyle abeceye adım
gâh gözyaşları, gâh kahkahalarıyla,
ilk ders, büyüklerin sevdası bir bilmece
cezası ise uzak bir şehre sürgün..
lise yıllarında ilk aşkın yokuşu
sessizce yürüyüşler, elin tutuluşu
günlerce asıldı dersler pastanelerde
o günlerden yadigâr, yüreğin vuruşu
başladı, genç yaşta hayat gailesi,
hiç eksilmedi yağmuru dolusu
her seferinde ıslandım sırılsıklam,
“kitap gibi, bir sevgiliyi okuyup bitirince o aşk da bitermiş”, de..
bitiremedim daha hayatı okumayı
dünyaya gelişleri;
büyüğü, aralık yedisi,
küçüğü, haziran onbeşi,
annelik en yüce değerim
önceliğinde hep yaşantımın
yeri geldi, sabahladım başlarında.
yeri geldi, kırk dakikalık dolmuş yolculuklarında;
her telefon direğini gösterip; “bu ne anne”
sorusu ile ölçüldü sabrım.
üç üniversite değiştirdim,
Ankara Hukuk Fakültesi kaydında;
yedi aylık yüklü olunca,
kitapları da alınca kucağıma,
hafiften utandım anne adaylığımdan,
avukatlıktan da yargıçlıktan da geçti yolum,
noterlikte kıl çadır kurdum,
memleketin her köşesine..
oysa doktor olmaktı dileğim,
yaşım genç ruhum ondan daha genç,
hayalin okulu da yok..
annemi, varlığının farkına varamadan;
hayatı koklamaya, emeklemeye başladığımda,
babamı, güzel insanı, ilk gençliğe adımladığımda,
uğurladım toprağa, daha doya doya
kucaklayamadan..
çıktım maraton yollarına, tek başıma kaldığımda,
hayatın hep beş adım ötesinde yürüyüşüm bundan..
gâh bir çocuğun yüzündeki hüzne gâh sevincine,
gâh ihtiyar bir delikanlının yürüyüşüne şahitlik etti gözlerim,
sevdiklerine dokundu ellerim,
güzellikleri takdir etti yüreğim..
yamalı pantolonumla alay edenler;
üzgünüm ki, çöplükleri karıştırıyormuş bugünlerde,
kırmızı bir pabucum ve entarim oldu çocukluğumda,
kırmızı bir bisiklet ise rüyalarımı süsledi,
şimdilerde kırmızı bir javanın hayallerimi süslediği gibi..
haksızlıklarda hiç beddua etmedim,
çoğunlukla isyan ettiğim oldu,
yollara çıkıp yürüdüğüm,
gözaltında geceler geçirdiğim de,
sırf o üniversitenin öğrencisi olmaktan,
O şehri sevmeyişim, gözaltı tesadüflüğünden..
ilk bencilliğim üç yaşımdadır;
“kıyamet kopacak,
taş taş üstünde kalmayacak,
her taraf dümdüz olacak”
dediklerinde, koştum en yüksek tepeye,
düşünürken orada bir şey olmayacak,
çoktan kopmuş evde kıyamet..
ilk veterinerliğim, dördümde;
“kedinin kuyruğuna çöp kaçmış”
çıkarmak için asılırken, uyardı babam;
“yavrucuğum, o yavrusunun kuyruğu,
bırak da rahatça doğursun”
kertenkele yavrularını, avuç içinde okşayıp öpecek,
ağaçları, tepesinde geceleyecek,
dalgaları, dinlerken sabahlayacak,
dolunayı, hilâli, tanyeri ağarıncaya dek seyredecek,
denli çok sevdim..
deniz en büyük sevdam.
bundandır saatlerce dansedişim...
beyaz yalanlarım oldu elbet
kırmızı yalandan uzak durdum,
nezakete bürünmüş yapaylıklardan
korudum kendimi.
çektiğim acılar dürüstlüğümden, vazgeçemediğim,
içtenliğime en yakın dostlarım “yine uçmuş bizimki, çılgın, çatlak”
uzak tanıdıklar “soğuk, kibirli, kendini beğenmiş” dediler
doğrudur uç duygular arasındaki gel-gitlerim,
uçuşlarım ne hoş, kendimi bulduğum;
yanlış olan algılamalar..
kanatlarımı koparmak isteyenler de oldu, koparanlar da.
sırf bu yüzden kendime darıldığım zamanlar da..
yüreğim camdandı,kırıldı çoğu zaman
gözlerim buluttandı, pankart açtı bazan
lacivert gök gibi, yarıldı çoğu zaman,
gönlüm gülşendi, rengârenk gül olup açtı
hayatı hatalardan öğrendim;
inatçı, yaramaz bir öğrenci oldum.
yaşadığım yalnızlıktı bu hataların bedeli.
gelecek çağda yaşamış olmayı diledim,
kendimi uzaylı gibi hissettiğim anlarda..
ömrümün çoğu gezginleyin; yollarda, otogarlarda geçti,
alışverişlerden,ev oturmalarından, günlerden köşe bucak kaçtım,
biraz sosyal olayım dediklerimden
hüsranla ayrıldım..
hep sorular sordum kendimi bildim bileli,
okumaktan, sorgulamaktan vazgeçmedim,
“gece gündüz namaz kıldığım,
akımlar sempatizanı,
ateist”,
zannedilsem de
yolum akılcı felsefe, düşüncem bilimsel, pencerem evrensel,
duygularım yürektendi..
çoğu şeyi affedebildim,
çocuklara ve hayvanlara yönelik şiddet dışında.
“yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” dedirtecek,
hayatın bana burnumu sürte sürte öğrettiği büyük ders;
asla, “asla” dememek!...
büyük büyük laflardan öylesine korktum ki,
küçük laflar edip, büyük lokmalar yutuşum,
eğri koltuklarda oturuşum bundan..
“ eğilmedim hiç kimse, makam ve mevkii önünde”
sahiden eğilmedim,
bir tek salkım söğütleyin sevginin önünde eğildim,
sevdiklerimin kapısını çoğunlukla “çat kapı” çaldım,
açanlar da oldu kapılarını, açmayanlar da,
nezaketen açıp biran evvel uğurlamak isteyenler de..
kız çocuklarım var daha ellerinden tutulacak;
tutabilirsem yürüyünceye kadar,
fidanlarım var toprağa kök salacak;
yeşerdiğini görürsem bir tutam dalının;
hani ölürsem de ne gam...
ölümle burun buruna, kucak kucağa;
dansettiğim de,
birlikte takla attığım da oldu.
ilkbaharım ve sonbaharımda
birden çok çaldı kapımı;
sonuncu sarılmada muhtemelen haberim olmayacak
kucaklaşmalar güzeldir,
hele çok özlenen bir sevgiliyi kucaklar gibiyse…
Adile Soylu
Nazilli/15 Aralık 2009
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.