Ben liri kırık bir anındayken lirizmin Aykırı düşler güncelinde;
Eteklerindeki karanlığı henüz dökmüştü yollara akşam..
Siz; bırakıp artı değeri fabrikada, henüz yola koyulmuştunuz.. Hüznü boyundan büyük çocuklardınız kente dağılan, Bir kenti sevmek emek ister yürek ister, Kentin gözyaşlarıydı usulca yağmurlara karışan..
Mavi yenilerken kendini aysız karanlık gecede Düğün hazırlığındayken yeşil yarınlarına Ve duramazken yerli yerinde kırmızı Uzun bir yürüyüşten dönmüş gibiydi yorgun ağaçlar..
Ve hiçbir umuda sapmazmış gibi duruyordu kavşaklar..
Fışkırırken vitrinlerden altın yaldızlı emeğiniz Siz asla sahip olamayacağınız kadar yoksuldunuz.. Yoksuldunuz, yorgundunuz, umarsızdınız. İnanılmaz servetler karşısında yalnızdınız.
Durmadan bölüp çoğaltıyorlardı sizi Ve çocuk gözlerinizin ucunda donmuştu zaman..
Üretmek sizindi toprak onlarındı, Onlarındı üzümün elmanın tadı. Üretmek sizindi, makine onlarındı. Ekonomi politik sanat onların, Onlarındı aklı özgürlüğü yaşamı insanlığın..
Sokakların kalabalık sesleriydiniz şiirlere dökülen: Ekmek ve emek bir köşenizdi; başköşenizdi umut:
Vurdumduymaz karanlıklardan çıkar savaş Yayılır ölüm damla dalga insanlık üzerine Liri kırılmış bir akşamındayım lirizmin Doğacak güneşin yaprakları hüznüme gölge
Sedat Akıncı..
Paylaş:
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Üretmek sizindi toprak onlarındı, Onlarındı üzümün elmanın tadı. Üretmek sizindi, makine onlarındı. Ekonomi politik sanat onların, Onlarındı aklı özgürlüğü yaşamı insanlığın
muazzam bir toplumcu gerçekçi şiir, baksanıza emek diyorsunuz artı değer diyorsunuz. ekonomi politik sanat diyorsunuz (ne demekse bilmiyorum) bilinç düzeyimize verin finalde ki büyük patlamayı niceliğin niteliğe dönüştüğü o anı yani "Liri kırılmış bir akşamındayım lirizmin Doğacak güneşin yaprakları hüznüme gölge" anlayamadım. ellerinize sağlık muaazam bir alt yapı ve diyalektik materyalist bilinç sıçraması yaşattınız.
herkesler böyle yazsa nitelik sıçraması olacak ardı sıra postmodern taifenin külahını bağlarına geçireceğiz. ellerinize sağlık..
Bencilliği ve tekbenciliği iyice parlatıp zamanınızı "boşa" harcadığınızı söyleyip, boşluktan söz eden siz değil misiniz?..
Benim sizin gibi bir revizyonistle "boşa" harcanan zamanıma ne olacak. Kendinizden başka kimseyi düşünmüyorsunuz değil mi?
Sizİn gibi bireyci bencil bilgiçler; hiçbir şeyi bilmedikleri halde sağdan soldan, kulaktan dolma öğrendikleri gereksiz birkaç cümleyle her şeyi bildiklerini sanırlar. Sizin gibi bencilleri yaşamım boyunca çok gördüm ve her zaman mücadele ettim, bundan vazgeçmedim hiç. Şimdi de vaz geçecek değilim.
Boşluğa düşmüş olmanızın nedenlerini arayacağınıza, karşınıza çıkan tanımadığınız insanlara saldıracağınıza oturunda okuyun biraz. Bakalım Leukippos kimmiş, neden "boşluk" kavramını kullanmış.. Marks okuyun biraz. Marksı marks'tan öğrenin, Aptal revizyonistlerden değil.. Lenin okuyun biraz. Özelliklede Amprio kritisizmi okuyun ki Revizyonistlerde oluşan psikolojik "boşlukların" nereden kaynaklandığını görün..
Sizi uyarıyorum kullandığınız dili düzeltin; yoksa bende de oto kontrol kalkacak, o zaman göreceksiniz alaycı, aşağılayıcı konuşma nasıl oluyormuş..
Zaten bu saldırganlığınızla şizofren bir görüntü çıkıyor ortaya. Neden bu kadar saldırgansınız..Bir dize oradan bir dize buradan cımbızlayıp eleştiri yazılır mı ki ciddiye alayım..
Önce eleştiriyi bütünleyin. Karmakarışık olan kafanızı temizleyin, ondan sonrası kolay..Sömürüyü ve karşı olunması gereğini saptayan bir şiire bu kadar saldırmanızın amacı sömürüyü savunma olarak görünüyor bana.. Üstelik de komik bir durum çokıyor ortaya.. Önce şu saldırgan tavrınıza bir çeki düzen verin; sonra oturup şiirin bütününü eleştirin.emekten yana mı sermayeden yana mı tavır alıyor saptayın sonra konuşalım..Benim için önemli olan budur..Emek mi sermaye mi..
ne kolaydır tartışmayı söze boğmak tartışmanın özü şudur sizin eleştiriniz anlam toplumcu gerçekçi ve sınıf mücadelesinden yana tavır koymalı böylece sınıf sanat ı olsun. bende diyorum ki bu satırlarınızı açıklayı verin b i zahmet kendi kritiğinize göre. kusura bakmayın da bu saatten sonra yazsanızda yazmasanızda sizi ciddiye alacak değilim. şimdi bu sorudan kaçarcasına uzun uzadıya dah önce yazdığınız bir yazıyı buraya eklemenin bizi lafla durdurmanın ne alemi var..
eh be güzel kardeşim se nciddiye alsan ne olur almasan ne olur.. gönlünce yap ne istiyorsan.. önce esip gürleyip sor anlatayım dedikten sonra daha iki satırı sorar sormaz ortalığı lafa boğuyorsun..
aağıda ki kıstaslara uygun hale getirin diyip aşağıyada bi kıstas koymamışsınız.
şimdi tamda asım bezircinin yapıtığı kritere göre soruyorum yazdığınız bu dizlerin anlamı nedir ondan sonrada bu dizelr hangi toplumsal durumu anlatıyor ve sizce hangi gerekçe ile toplumcu eşeltiri veya burjuva eleştirisi sınırlarına giriyor. kısacası atma cafer din kardeşiyiz.. monolog insaı şizofreniye götürebilir.
Yazdığın eleştiriyi ciddiye almamı istiyorsanız aşağıda yazdığım kıstaslara uygun hale getirin..Yoksa sizi ciddiye almam...
Şiir ve şiirde nesnel eleştiri.....
İdeoloji bir anlamda insanın düşünsel bütünlüğünü dile getirir ve bu anlamda her birey bir ideolojinin ürünüdür.. Sözü edilen birey, eğer kültür-sanat alanında bir çalışma yürütüyor ve bu alanda ürün oluşturuyorsa, ortaya koyduğu her ürün kaçınılmaz olarak bir ideolojiyi yansıtmak durumunda olacaktır..
Engels bu durumu, somut bir cümleyle, çok net bir biçimde ortaya koymuştu.. “Bir sanat eserinde ideoloji; elmadaki şeker gibidir”.... Bu çok doğru ve yerinde saptama; kültür-sanat alanında bulunan her insanı kucaklar. Tüm edebiyat dallarında olduğu gibi şiirde de bu durum her şiir yazanı kapsar..
Şiir yazmak; yazının bulunuşundan beri insanların duygu ve düşüncelerini yansıtma biçimi olarak her zaman var olmuş ve her zaman varolacak bir sanatsal etkinliktir...Bu bakımdan şiir, insanın toplumsal yaşamının, bireyden yansıyan bir bölümüne denk düşer...
Şiir yazmak ya da okumak insanın eleştirel bir varlık olduğunu; özeleştiri ve eleştiri düzeneğinin çalıştığını gösterir. Çünkü yazılan her şiir bir özeleştiriyi ve buna bağlı olarak da bir eleştiriyi dile getirir. Bu, şiirin kaçınılamaz noktasıdır. Her şiir yazan, yazdığı şiirde, kendinde toplumdan yansımış bulunan değer yargılarını ortaya koyar ve bu anlamda kendisini eleştiriye açmış olur...Eleştiri konusu olan şiiri okuyan insan da, burada gerçekleştireceği eleştiriyi, kendi edinmiş bulunduğu değer yargılarına göre ele almak durumundadır...
Günümüz bilimsel eleştiri anlayışı, toplumsal gerçekçi şiiri yarattığı gibi, aynı zamanda da onun bir denetleyicisi durumundadır...
Bilimsel kültür-sanat eleştiri anlayışı: “belirli ölçüde, on dokuzuncu yüzyılın klasik Alman felsefesi ile İngiliz ekonomi-politiği ve Fransız ütopik sosyalizminden kaynaklanır.. Marks ve arkadaşı Engels, bu üç akımı eleştirip özümleyerek onların en iyi yanlarını alıp yeni bir bireşim kurarlar...Bunun için Friedrich Hegel’in diyalektik yönteminden, Ludwig Feuerbach’ın maddeci felsefesinden, Adam Smith ile David Ricardo’nun emek/değer kuramından ve Saint Simon ile Charles Fourier’in sosyalist düşüncelerinden yararlanırlar... Gelgelelim, bu yararlanmayı adı geçen verilerle sınırlamak doğru olmaz..Çünkü sosyalizm binlerce yıllık insan kültürünün geçerli bütün değerlerinin doğal mirasçısıdır...Onları bir eleştiri süzgecinden geçirerek benimsemiş, durmadan işleyerek zenginleştirmiştir.... (Asım Bezirci....Sosyalizme doğru...Sayfa. 18) ...
Yukarıdaki alıntıda görüldüğü gibi, kültür sanat; bir “özeleştiri” ve “eleştiri” işidir ve bu iki diyalektik kavram birbirinden bağımsız ele alınamaz ve bizi her sanatsal eylemde kuşatır...
Eleştiri; güncel biçimiyle ikili bir yapı içinde kendini var ediyor.. Burjuva demokratik eleştiri ve toplumcu gerçekçi eleştiri...Bu iki eleştirel yaklaşımı şu ana çizgileriyle belirleyebiliriz...
“BURJUVA ELEŞTİRİ; Çoğunlukla ya içeriği biçimden ayırır, onu bir yana bırakarak salt biçim üzerinde durur. Ya da onu değerlendirirken toplumsal-siyasal yanına hiç değinmez... TOPLUMCU ELEŞTİRİ ise...içeriğin biçimi belirlediğini söyler. Ama biçimi içerikten ayırmaz..(eserin) çeşitli yönlerini irdelerken, içeriğin siyasal-toplumsal konumuna da bakar.. BURJUVA ELEŞTİRİ: Çoğunlukla eserin yazıldığı ve yazarın yaşadığı çağa sırt çevirir, üretim ve mülkiyet ilişkilerinden kaynaklanan sınıf çatışmasının belirlediği tarihsel sürece boş verir.. TOPLUMCU ELEŞTİRİ: Onun tersine, söz konusu çağ ve süreç ile eserin ve yazarı arasındaki açık ve örtülü ilişkilerin nicelik ve niteliklerini ortaya çıkarır.. BURJUVA ELEŞTİRİ: Ya açıktan açığa kapitalist sınıfın savunması üstlenir ya da, çoğunlukla, eser ile yazarını çağına ve çevresine bağlamayarak onları güya ekonomik, politik, ideolojik eylemin dışında tutmaya/göstermeye çalışır... TOPLUMCU ELEŞTİRİ: Her eserin ve yazarının, sınıfsal ilişkiler ile çatışmaların çok uzağındaymış gibi göründükleri anda bile, ancak bu ilişki ve çatışmalarla açıklanabileceğini ortaya koyar..Çeşitli düşüncelerin, duyguların, inançların onların anlatımları olduğu ve evrimlerini onların belirlediğini gösterir...Dolayısıyla, kendisi de onların içinde ve işçi sınıfının yanında yer alır..(Bu anlamda toplumcu eleştiriyi ideolojik eylemin bir parçası, bir kavga türü saymak yanlış olmaz) ”........ Asım Bezirci...sosyalizme doğru...Sayfa.23....
sanal ortamda her gün yüzlerce şiir yayımlanıyor, bu yazılan şiirler de bir biçimde okunuyor...Ancak bilimsel verilere dayanılarak gerçekleşmiş eleştirilere nedense bu sıklıkta rastlanmıyor.... Şiirlere bakış, öznelci bir yapıda kaldığı sürece, ne şiir ne de onu yazan yerellikten kurtulamaz ve bir bilinç oluşturup evrenselleşemez.. Bu bağlamda yazdığımız ve okuduğumuz her şiirde eleştirel nesnelliği yakalamaya çalışmalıyız.
sorunun etrafında bir tur daha attınız bakalım gerçek cevabı ne zaman verceksiniz. bu arada anlaşıldı ki siz eğretilemeden espriden anlamıyorsunuz. dosdoğru motomot anlatmayınca olmuyor geriye dönelim o zaman tekrar yazalım adorno ruhbilimci değildir frankfurt okuludna yanlızca eric fromm ruhbilimcidir. adornonun ruhbilim alanında tek metni yoktur.. sabah tan beri adamı sokmadığınız kalıp kalmadı daha hangi bilimle uğraştığını bilmiyorsunuz ben ni diyeyim. mesleğini bilmediğiniz bir adamın nerede ise soy kütüğünü çıkardınız engin bilgi birikiminzden mi müneccimliğinizden mi nedir?
geri dönüp bakarsanız bilici kisvesinde yorum yaptırmayan hangi ideolojiden sin onu tartışalım nidaları atanın kendiniz olduğunuzu fark edeceksiniz. bilmem ki niyedir, kikregard lardan girip hegellerden çıktınız, anlamı olmayan şiir dediniz postmodern yaptınız bencil bireyci sorumsuz yaptınız, sizin eleştiri sistematiğinizi size yöneltince hık gık dan başka bir şey duyamadım. saçmalama hakkımdan bahsetmişsiinz. soru soruyorum yanıt yok kimin saçmaladığı ortada ..
dizenizi bir anlatı verin hele, bu vakitten sonra bana değil de artık hangi uykusu kaçmış ve bu gereksiz tartışmayı takip etme hazmı gösteren izleyici varsa ona artık..
Saçmalama hakkınızı kullanmanızı engellemek istemedim.. Taksi şoförüyle ruhbilimciyi karıştırdığınıza göre eleştirinizin durumu daha vahim oluyor..
Haksızlıklara karşı çıkmak için şair olmak gerekmez..İnsan olmak yeterlidir..Şiire haksızlık ettiğiniz açık bir gerçeklik değil mi?..Ama sizin için gerçek 'Bilici' olmanın ardından geliyor. Kendinizi çok bilen biri sanıyorsunuz..Bu basit bir aldanmacadır. Çünkü çocuklar bile bilir ki, çok bilen çok yanılır..
Yalnızca sizin doğruluğunuza mahkum etmek adına, bir şiire bu kadar haksızlık yapabiliyorsanız..Sizinle birlikte yaşamak zorunda kalan insanlara sabırlar dilerim.. Bu tam bir psikolojik fenomen bence..Nietzsch'i , üstinsan olma duygusuyla yaşıyorsunuz..Ki bu Adler tarafından aşağılık kompleksine bağlanır..
Adorno bir ruh bilimciydi sanırım...Biraz daha sarılın ona...
Bencilliği ve tekbenciliği iyice parlatıp zamanınızı "boşa" harcadığınızı söyleyip, boşluktan söz eden siz değil misiniz?..
Benim sizin gibi bir revizyonistle "boşa" harcanan zamanıma ne olacak. Kendinizden başka kimseyi düşünmüyorsunuz değil mi?
Sizİn gibi bireyci bencil bilgiçler; hiçbir şeyi bilmedikleri halde sağdan soldan, kulaktan dolma öğrendikleri gereksiz birkaç cümleyle her şeyi bildiklerini sanırlar. Sizin gibi bencilleri yaşamım boyunca çok gördüm ve her zaman mücadele ettim, bundan vazgeçmedim hiç. Şimdi de vaz geçecek değilim.
Boşluğa düşmüş olmanızın nedenlerini arayacağınıza, karşınıza çıkan tanımadığınız insanlara saldıracağınıza oturunda okuyun biraz. Bakalım Leukippos kimmiş, neden "boşluk" kavramını kullanmış.. Marks okuyun biraz. Marksı marks'tan öğrenin, Aptal revizyonistlerden değil.. Lenin okuyun biraz. Özelliklede Amprio kritisizmi okuyun ki Revizyonistlerde oluşan psikolojik "boşlukların" nereden kaynaklandığını görün..
Sizi uyarıyorum kullandığınız dili düzeltin; yoksa bende de oto kontrol kalkacak, o zaman göreceksiniz alaycı, aşağılayıcı konuşma nasıl oluyormuş..
Zaten bu saldırganlığınızla şizofren bir görüntü çıkıyor ortaya. Neden bu kadar saldırgansınız..Bir dize oradan bir dize buradan cımbızlayıp eleştiri yazılır mı ki ciddiye alayım..
Önce eleştiriyi bütünleyin. Karmakarışık olan kafanızı temizleyin, ondan sonrası kolay..Sömürüyü ve karşı olunması gereğini saptayan bir şiire bu kadar saldırmanızın amacı sömürüyü savunma olarak görünüyor bana.. Üstelik de komik bir durum çokıyor ortaya.. Önce şu saldırgan tavrınıza bir çeki düzen verin; sonra oturup şiirin bütününü eleştirin.emekten yana mı sermayeden yana mı tavır alıyor saptayın sonra konuşalım..Benim için önemli olan budur..Emek mi sermaye mi..
ne kolaydır tartışmayı söze boğmak tartışmanın özü şudur sizin eleştiriniz anlam toplumcu gerçekçi ve sınıf mücadelesinden yana tavır koymalı böylece sınıf sanat ı olsun. bende diyorum ki bu satırlarınızı açıklayı verin b i zahmet kendi kritiğinize göre. kusura bakmayın da bu saatten sonra yazsanızda yazmasanızda sizi ciddiye alacak değilim. şimdi bu sorudan kaçarcasına uzun uzadıya dah önce yazdığınız bir yazıyı buraya eklemenin bizi lafla durdurmanın ne alemi var..
eh be güzel kardeşim se nciddiye alsan ne olur almasan ne olur.. gönlünce yap ne istiyorsan.. önce esip gürleyip sor anlatayım dedikten sonra daha iki satırı sorar sormaz ortalığı lafa boğuyorsun..
aağıda ki kıstaslara uygun hale getirin diyip aşağıyada bi kıstas koymamışsınız.
şimdi tamda asım bezircinin yapıtığı kritere göre soruyorum yazdığınız bu dizlerin anlamı nedir ondan sonrada bu dizelr hangi toplumsal durumu anlatıyor ve sizce hangi gerekçe ile toplumcu eşeltiri veya burjuva eleştirisi sınırlarına giriyor. kısacası atma cafer din kardeşiyiz.. monolog insaı şizofreniye götürebilir.
Yazdığın eleştiriyi ciddiye almamı istiyorsanız aşağıda yazdığım kıstaslara uygun hale getirin..Yoksa sizi ciddiye almam...
Şiir ve şiirde nesnel eleştiri.....
İdeoloji bir anlamda insanın düşünsel bütünlüğünü dile getirir ve bu anlamda her birey bir ideolojinin ürünüdür.. Sözü edilen birey, eğer kültür-sanat alanında bir çalışma yürütüyor ve bu alanda ürün oluşturuyorsa, ortaya koyduğu her ürün kaçınılmaz olarak bir ideolojiyi yansıtmak durumunda olacaktır..
Engels bu durumu, somut bir cümleyle, çok net bir biçimde ortaya koymuştu.. “Bir sanat eserinde ideoloji; elmadaki şeker gibidir”.... Bu çok doğru ve yerinde saptama; kültür-sanat alanında bulunan her insanı kucaklar. Tüm edebiyat dallarında olduğu gibi şiirde de bu durum her şiir yazanı kapsar..
Şiir yazmak; yazının bulunuşundan beri insanların duygu ve düşüncelerini yansıtma biçimi olarak her zaman var olmuş ve her zaman varolacak bir sanatsal etkinliktir...Bu bakımdan şiir, insanın toplumsal yaşamının, bireyden yansıyan bir bölümüne denk düşer...
Şiir yazmak ya da okumak insanın eleştirel bir varlık olduğunu; özeleştiri ve eleştiri düzeneğinin çalıştığını gösterir. Çünkü yazılan her şiir bir özeleştiriyi ve buna bağlı olarak da bir eleştiriyi dile getirir. Bu, şiirin kaçınılamaz noktasıdır. Her şiir yazan, yazdığı şiirde, kendinde toplumdan yansımış bulunan değer yargılarını ortaya koyar ve bu anlamda kendisini eleştiriye açmış olur...Eleştiri konusu olan şiiri okuyan insan da, burada gerçekleştireceği eleştiriyi, kendi edinmiş bulunduğu değer yargılarına göre ele almak durumundadır...
Günümüz bilimsel eleştiri anlayışı, toplumsal gerçekçi şiiri yarattığı gibi, aynı zamanda da onun bir denetleyicisi durumundadır...
Bilimsel kültür-sanat eleştiri anlayışı: “belirli ölçüde, on dokuzuncu yüzyılın klasik Alman felsefesi ile İngiliz ekonomi-politiği ve Fransız ütopik sosyalizminden kaynaklanır.. Marks ve arkadaşı Engels, bu üç akımı eleştirip özümleyerek onların en iyi yanlarını alıp yeni bir bireşim kurarlar...Bunun için Friedrich Hegel’in diyalektik yönteminden, Ludwig Feuerbach’ın maddeci felsefesinden, Adam Smith ile David Ricardo’nun emek/değer kuramından ve Saint Simon ile Charles Fourier’in sosyalist düşüncelerinden yararlanırlar... Gelgelelim, bu yararlanmayı adı geçen verilerle sınırlamak doğru olmaz..Çünkü sosyalizm binlerce yıllık insan kültürünün geçerli bütün değerlerinin doğal mirasçısıdır...Onları bir eleştiri süzgecinden geçirerek benimsemiş, durmadan işleyerek zenginleştirmiştir.... (Asım Bezirci....Sosyalizme doğru...Sayfa. 18) ...
Yukarıdaki alıntıda görüldüğü gibi, kültür sanat; bir “özeleştiri” ve “eleştiri” işidir ve bu iki diyalektik kavram birbirinden bağımsız ele alınamaz ve bizi her sanatsal eylemde kuşatır...
Eleştiri; güncel biçimiyle ikili bir yapı içinde kendini var ediyor.. Burjuva demokratik eleştiri ve toplumcu gerçekçi eleştiri...Bu iki eleştirel yaklaşımı şu ana çizgileriyle belirleyebiliriz...
“BURJUVA ELEŞTİRİ; Çoğunlukla ya içeriği biçimden ayırır, onu bir yana bırakarak salt biçim üzerinde durur. Ya da onu değerlendirirken toplumsal-siyasal yanına hiç değinmez... TOPLUMCU ELEŞTİRİ ise...içeriğin biçimi belirlediğini söyler. Ama biçimi içerikten ayırmaz..(eserin) çeşitli yönlerini irdelerken, içeriğin siyasal-toplumsal konumuna da bakar.. BURJUVA ELEŞTİRİ: Çoğunlukla eserin yazıldığı ve yazarın yaşadığı çağa sırt çevirir, üretim ve mülkiyet ilişkilerinden kaynaklanan sınıf çatışmasının belirlediği tarihsel sürece boş verir.. TOPLUMCU ELEŞTİRİ: Onun tersine, söz konusu çağ ve süreç ile eserin ve yazarı arasındaki açık ve örtülü ilişkilerin nicelik ve niteliklerini ortaya çıkarır.. BURJUVA ELEŞTİRİ: Ya açıktan açığa kapitalist sınıfın savunması üstlenir ya da, çoğunlukla, eser ile yazarını çağına ve çevresine bağlamayarak onları güya ekonomik, politik, ideolojik eylemin dışında tutmaya/göstermeye çalışır... TOPLUMCU ELEŞTİRİ: Her eserin ve yazarının, sınıfsal ilişkiler ile çatışmaların çok uzağındaymış gibi göründükleri anda bile, ancak bu ilişki ve çatışmalarla açıklanabileceğini ortaya koyar..Çeşitli düşüncelerin, duyguların, inançların onların anlatımları olduğu ve evrimlerini onların belirlediğini gösterir...Dolayısıyla, kendisi de onların içinde ve işçi sınıfının yanında yer alır..(Bu anlamda toplumcu eleştiriyi ideolojik eylemin bir parçası, bir kavga türü saymak yanlış olmaz) ”........ Asım Bezirci...sosyalizme doğru...Sayfa.23....
sanal ortamda her gün yüzlerce şiir yayımlanıyor, bu yazılan şiirler de bir biçimde okunuyor...Ancak bilimsel verilere dayanılarak gerçekleşmiş eleştirilere nedense bu sıklıkta rastlanmıyor.... Şiirlere bakış, öznelci bir yapıda kaldığı sürece, ne şiir ne de onu yazan yerellikten kurtulamaz ve bir bilinç oluşturup evrenselleşemez.. Bu bağlamda yazdığımız ve okuduğumuz her şiirde eleştirel nesnelliği yakalamaya çalışmalıyız.
sorunun etrafında bir tur daha attınız bakalım gerçek cevabı ne zaman verceksiniz. bu arada anlaşıldı ki siz eğretilemeden espriden anlamıyorsunuz. dosdoğru motomot anlatmayınca olmuyor geriye dönelim o zaman tekrar yazalım adorno ruhbilimci değildir frankfurt okuludna yanlızca eric fromm ruhbilimcidir. adornonun ruhbilim alanında tek metni yoktur.. sabah tan beri adamı sokmadığınız kalıp kalmadı daha hangi bilimle uğraştığını bilmiyorsunuz ben ni diyeyim. mesleğini bilmediğiniz bir adamın nerede ise soy kütüğünü çıkardınız engin bilgi birikiminzden mi müneccimliğinizden mi nedir?
geri dönüp bakarsanız bilici kisvesinde yorum yaptırmayan hangi ideolojiden sin onu tartışalım nidaları atanın kendiniz olduğunuzu fark edeceksiniz. bilmem ki niyedir, kikregard lardan girip hegellerden çıktınız, anlamı olmayan şiir dediniz postmodern yaptınız bencil bireyci sorumsuz yaptınız, sizin eleştiri sistematiğinizi size yöneltince hık gık dan başka bir şey duyamadım. saçmalama hakkımdan bahsetmişsiinz. soru soruyorum yanıt yok kimin saçmaladığı ortada ..
dizenizi bir anlatı verin hele, bu vakitten sonra bana değil de artık hangi uykusu kaçmış ve bu gereksiz tartışmayı takip etme hazmı gösteren izleyici varsa ona artık..
Saçmalama hakkınızı kullanmanızı engellemek istemedim.. Taksi şoförüyle ruhbilimciyi karıştırdığınıza göre eleştirinizin durumu daha vahim oluyor..
Haksızlıklara karşı çıkmak için şair olmak gerekmez..İnsan olmak yeterlidir..Şiire haksızlık ettiğiniz açık bir gerçeklik değil mi?..Ama sizin için gerçek 'Bilici' olmanın ardından geliyor. Kendinizi çok bilen biri sanıyorsunuz..Bu basit bir aldanmacadır. Çünkü çocuklar bile bilir ki, çok bilen çok yanılır..
Yalnızca sizin doğruluğunuza mahkum etmek adına, bir şiire bu kadar haksızlık yapabiliyorsanız..Sizinle birlikte yaşamak zorunda kalan insanlara sabırlar dilerim.. Bu tam bir psikolojik fenomen bence..Nietzsch'i , üstinsan olma duygusuyla yaşıyorsunuz..Ki bu Adler tarafından aşağılık kompleksine bağlanır..
Adorno bir ruh bilimciydi sanırım...Biraz daha sarılın ona...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.