4
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1127
Okunma
Sene 1966
Aylardan Ağustos.
O zaman tanıdım seni,
Harşit vadisinin yamacındaki bir köyde...
Sen bir fidandın,
Kavruk toprağın çatlağından
Güneşe doğru filizlenen.
Bir damlacık su verdim sana,
Sereserpe büyüdün...
Başın yükseldi göklere dek....
Sonra,
Karagöl Dağlarının sisli yamacında,
Kartal yuvasını andıran bir köyde tanıdım seni...
İri gözlü,çatlak dudaklı;
Yüzün,güneş yanığından kavrulmuş;
Cıvıl cıvıl bir çocuktun...
El ele verdik ışığa giden yolda seninle.
Karlı dağları aştık taşlı yolları teperek.
Sarısıcağın insana nefes aldırmadığı ovalardan geçtik
Bir uçtan bir uca...
Yaz gecelerinin sessizliğinde,
Uzaklardan göz kırpan yıldızların ışığını seyrettik...
Kış gecelerinin ayazında,
Bebeğine ninni söyleyen annenin
Evinin küçücük penceresinden sızarak,
Karanlığı delen cılız ve titreşen ışığa baktık....
Memleket ezgilerini dinledik
Yanık kaval sesinde...
Söylediğimiz türkülerle katıldık,
Ziganaların karlı yamaçlarından
Savrularak akan köpüklü suların çağıltısına...
Ve yurdu dolaştık baştan başa...
Sen,yağız bir Anadolu delikanlısısın
Bozok Yaylasında.
Sen,al ile yeşil giyinmiş
Bir Türkmen kızısın;
Torosların eteklerinde.
Sen,korku bilmez Mehmetçiksin
Sınır boylarında;
Anadolu’yu yeniden vatanlaştıran...
Hani seninle birlikte ışığa doğru koşmak için
Yola çıkmıştık ya geceden;
Biz yol alırken ağır ağır,
Yıllar uçuşup gitmişti çabucak....
Şimdi top top bulutları
Önüne katarak sürükleyen rüzgarlar,
Cıvıltılarını getiriyor bana...
Seni görüyorum Ahmet’im,
Hasan’ım,Mehmet’im,Ayşe’m...
Fatma yavrum,ağladığını duyuyorum
Ta Of’un bir köyünden...
Bak yine sümüklerin akıyor,
Hadi sil onları bakayım.
Ve cıvıltılarını her duyduğumda,
Yorgun yüreğim vuruyor,
Güm,güm,güm...
Sen benim destanımsın,türkümsün...
Uzak yılların ötesinde kalan sen;
Sevdayla çarpan yüreğim kadar
Bana yakınsın....
Kasım 1996