0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
18
Okunma
Anadolu’nun o katar katar ayrılıkları, tren sesleriyle inleyen gararları ve gidenin ardından sallanan el sallamaları özetleyen en derin hüzünlü haldir: "Ayrılık."
Ayrılık; iki canın ortasından nehir gibi geçen, ne yolların bitmesine izin veren ne de sızının dinmesine fırsat tanıyan bir kıştır. İnsanı ocağından, yârinden ve köklerinden koparıp alır. Giden arkasına bile bakamaz, kalan ise o boş kalan sokaklarda sadece rüzgarın uğultusunu dinler. Hayatın en sert, en keskin virajıdır.
İşte yolların ayırdığı, gönüllerin hicranla yandığı o derin ayrılığı anlatan uzun bir şiir:
Bir veda rüzgarı eser penceremin ucundan,
Göz bebeklerimde donar kalır o son bakışın.
Çekip gidiyorsun işte, koparak en derinimden,
Ayrılık dediğin bu mu, dondurur kanı ve kışı?
Yollar uzar gider önünde, dağlar geçit vermez,
Ardı sıra bakakalırım, ne sesin duyulur ne iz.
Bu fani dünyada bu çile kimselere yetmez,
Ayrılık hançeri saplanır, kanar içimizdeki deniz.
Ne mektup gelir gayrı o dağ ardı illerden,
Ne de posta güvercini kanat çırpar pencereme.
Tutamağım kalmadı sanki, kaydı ellerim ellerden,
Bir kör kuyuya düştüm, karanlıklar serildi önüme.
Ağlama ey garip gönlüm, bu yazısıdır hep kınanın,
Giden gider, kalan yalnız kendi sesini dinler.
Zaman ilaç derler ama sızısı kalır bu yaranın,
Ayrılıkla sınanır bu dünyada bütün sevenler.
Ey ayrılık! Daha ne kadar yakacaksın bu ocağı?
Ne bir vuslat kaldı geriye, ne de eski neşe.
Boynumu bükerim kaderin o sarp, sert dağ toplağı,
Giden yolun açık olsun, bize düştü bu ateşli kase...
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.