0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
20
Okunma
Göz açıp kapayıncaya kadarki şu yalan dünyada,
Bir nefestir alınan, bir de geri verilen...
Beşikten mezara kadar uzanan bu ince yolda,
Ömür dediğin, yazılmamış uzun bir şiirdir aslında.
Bahar Sevinci ve Çocukluk
Minicik adımlarla atılır ilk mısra bu yola,
Toprak kokulu ellerle tutunulur dalda kola.
Annenin ninni sesiyle başlar ilk kafiye,
Dünya bir masal odası, her şey neşe ve hile.
Koşulur kırlarda, bükülmez körpe dizler,
Geleceğe umutla bakar o masum gözler.
Zaman yavaş akar sanılır o ilk baharda,
Hiç bitmeyecek sanılan gülüşler vardır her yanda.
Gurbet ve Gençlik Yılları
Sonra bir rüzgar eser, savurur dört bir yana,
Gurbet eli mesken olur, hasret düşer candan cana.
Mısralar uzar, iç çekişlerle dolar satırlar,
Eski dostlar, eski köy yolları uzaktan hatırlanır.
Kimi zaman bir dağ başında duman olur tütülür,
Kimi zaman yürekten kopan bir ah ile bükülür.
Gençliğin o deli çağında su gibi akıp gider ömür,
Her yokuşta biraz daha yorulur garip gönül.
Aile Ocağı ve Akşam Sefası
Zaman tarlasına tohum atılır sabırla,
Yuva kurulur sevgiyle, binbir emek, hatırla.
Çocukların neşeli sesleri yankılanır odada,
Bütün yorgunluklar silinir bir sıcak yuvada.
Eşin eli elde, gözler yarına umutla bakar,
Bu uzun şiirin en tatlı nakaratı böylece akar.
Büyür evlatlar, fidanlar çınar olmaya başlar,
Ömür deresine yavaş yavaş düşer ak yaşlar.
Hüzün ve Son Durak
Güneş batıya meyleder, gölgeler uzar yerde,
Aranır eski günler, derman bulunmaz her derde.
Ayna yorgun, gözler yorgun, adımlar biraz yavaş,
Şiirin son kıtasına gelindi, ey dertli gardaş.
Kim kalmış ki bu handa, kim oturmuş sofrada?
Herkes bir yolcu, hepsi şu geçici sahnede arada.
Ömür dediğin, baştan sona bir hüzün ve sevinç destanı,
Kimi mutlu yaşadı, kimi acıyla doldurdu anı.
Ne başta taç kalır, ne saray, ne de o yalan varlık,
Geriye kalan, toprak üstünde bırakılan hoş bir insanlık.
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.