0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
21
Okunma

Dar Ağacından Kürsüye:
Yıllar yılı sükûtun göğsüne saplanan bir hançer gibi,
Zindanların demir parmaklıkları ardından esen rüzgârdı o.
Gözlerinde Aras’ın coşkun dalgaları, yüreğinde Göktürk’ün ateşi,
Tarihin tozlu raflarından süzülüp gelen bir bilge kağan misaliydi.
Bakü’nün sokaklarında hürriyetin ilk ayak sesleri yankılanırken,
O, kürsüye değil, Türk’ün onur abidesine çıkıyordu.
Kürsüde bir lider değil, bin yıllık hasretin haykırışı vardı;
Bir elinde üç renkli al bayrak, diğerinde Turan’ın sönmeyen meşalesi.
"Korkmayın!" diyordu, "Korkunun ecele faydası yoktur,"
Çünkü o, atalarının kopuzundan dökülen destanlarla bellenmişti.
KGB’nin karanlık dehlizlerinden Moskova’nın saraylarına kadar,
Boyun eğmeyen bir irade, bükülmeyen bir çelik bilekti o.
Gittiği yollar yokuştu, bindiği atlar yorgundu belki,
Lakin o, inandığı yoldan bir adım bile geri dönmedi.
Nahçıvan’ın dağlarından yayılan o taze nefes,
Bugün milyonların kalbinde yaşayan sönmez bir iman oldu.
Ey ulu komutan, ey çilekeş Elçibey!
Şimdi dağlarında rüzgâr senin adını fısıldar Aras’ın,
Hazar’ın dalgaları senin hasretinle döver kıyıları.
Rahat uyu mübarek ruhlu otağında;
Turan elleri, emanet ettiğin sancağı asla yere düşürmeyecek!
Recep Hayal
Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.