0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
30
Okunma

Ben, ben değilim artık.
Bir ölü gibiyim,
ya da perde arkasına kapatılmış biri...
hapishanede gibi.
Ruhum içeride.
Her şey bana yabancı.
Doğmamış bir çocuk gibiyim;
salıncağından uzak,
kar taneleriyle sonbahar arasında.
Mevsim tereddütlü.
Yaprak düşmemek için direniyor dalında.
Yıldız kayarken dört bir yana,
tabiat başka başka portreler çiziyor:
Asil bir yaşlı kadın...
Bir çocuk...
yarı yalan şehirlerde.
Ve en kötüsü ne biliyor musun Arkadaş?
Kimse sormuyor.
"İyi misin?" demiyor.
"Acıktın mı?" demiyor.
Sadece geçiyor.
Ayaklar acele,
gözler telefonda,
kalpler kapalı.
Ben yolun kenarında bir gölgeyim.
Rüzgar essem duymazlar.
Ama böyle de olmaz ki...
İnsan insanı böyle harcamaz ki...
İnsan insanı böyle görmezden gelemez ki...
Bir dilim ekmek, iki kişi doyar Arkadaş.
Bir selam, bir yürek ısıtır.
Bir saç okşayışı, bir ömrü kurtarır.
Neden zor olsun ki?
Notre-Dame’ın kamburu sevildiyse,
bizim sokaktaki çocuk neden sevilmesin?
Yaşlı kadın neden yalnız ölsün?
Doğmamış çocuk neden salıncağına kavuşmasın?
Bak, mevsim yine değişiyor.
Yaprak düşecek diye korkuyor.
Yıldız kayacak diye korkuyor.
İnsan... insan kalacak diye korkuyor.
O yüzden dur Arkadaş.
Yolun ortasında dur.
Etrafına bak.
Bir göze bak, bir el tut, bir söz söyle.
Çünkü yol uzun.
Ve bu yolda kimse yalnız yürümemeli.
Dinçer Dayı
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.