1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
45
Okunma

Mevsim kış, aylardan şubat,
Vakit çok geç, gecenin bir yarısı,
Karakışın ayazı çökmüş iliklerime
Sirkeci garında bekliyorum buz tutmuş yüreğimle.
Uzaktan el sallıyorum vagonun puslu penceresine,
Zamana yenik düşmüş bir sevdanın
Hıçkırıkları yankılanıyor kulaklarımda.
Vagonun penceresine gizlenmiş,
İmkansız bir sevdanın göz yaşlarıydı bu…
Artık veda zamanı gelmişti anladım,
Kalkış düdüğü yankılandı istasyonun dört bir yanında,
Sessiz bir vedanın, sessiz çığlığıydı sanki yankılanan.
Ölümsüz bir sevdanın, sessizce kırılan kanatlarıydı belkide,
Sanki… Uzaktan sevmenin en ağır bedelini yaşıyorduk ikimizde.
Yaşarken ölüme mahkum edilen,
İmkansız bir sevdanın,
Kanlı gözyaşlarıydık dökülen…
Uzaktan uzağa el sallıyordum ardından,
Sanki bir yabancıyı yolcu eder gibi kenardan,
Bir anda yığılıp kaldım dizlerimin üzerine,
İşte o anda… Bir GÜL düştü,
Veda yüklü vagonun penceresinden.
Gözyaşlarıyla ıslanmış bir aşkın nişanesiydi bu.
Bir sevdanın son valsiydi belki de,
Unutma der gibiydi sanki,
"Sakla beni, sakla beni ne olur",
Benim GÜL’ü sakladığım gibi,
Sen de beni sakla, kalbinin en derin köşesinde...
Kaybolup gitti sessizce karakışın ayazında,
Buz mu tuttu yüreğim, yoksa, kor ateş mi bilmiyorum.
Bildiğim tek şey var,
Bu sevdanın mahkumuyuz ikimizde…
Ayhan Özdemir
@kaleminesintisi
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.