2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
75
Okunma
Farkında mısın?
Kalbimi yavaş yavaş,
yavaş yavaş...
söküp alıyorsun içimden.
Ve en kötüsü ne biliyor musun?
Ben bunu hissediyorum.
Her gün biraz daha eksiliyor sesim,
biraz daha yabancılaşıyorum aynalara.
İçimde sana ait ne varsa
tek tek yerinden kopuyor şimdi.
Canım yanıyor.
Ama öyle bildiğin gibi değil;
insanın elini götürüp de
“işte tam burası” diyebileceği bir yer değil burası.
Ruhum ağrıyor.
Korkuyorum.
Çünkü ben daha önce de dağıldım,
ama bir yerlerden kendimi bulup
toplamayı bildim.
Bir avuç umuttan,
iki damla gözyaşından,
biraz gururdan
yeniden bir “ben” yaptım.
Ama bu kez başka.
Bu kez dağılırsam,
beni hiç kimse toplayamayacak.
Öyle bir dağılacağım ki
ne gökyüzü tanıyacak beni
ne toprak kabul edecek.
Rüzgâr gelecek,
parçalarımı avuçlarına doldurup
bilmediğim diyarlara savuracak.
Bir parçam bir denizin kıyısında,
bir parçam hiç bilmediğim bir sokakta,
bir parçam hâlâ senin kapında kalacak.
Ve sen belki hiçbirini bilmeyeceksin.
Belki bir gün
ilaç kutularının arasında arayacağım aklımı.
“Hangisi susturur insanın içindeki fırtınayı?” diyeceğim.
“Hangisi unutturur birini?”
“Hangisi kalbe iyi gelir?”
Sonra anlayacağım:
Bazı yaraların reçetesi yok.
Çünkü benim hastalığım
seni sevmek değil belki de.
Benim hastalığım,
sen beni sevmezken
seni hâlâ bu kadar sevebilmek.
Bak, şimdiden başladı.
Dengemi kaybediyorum.
Bazen kahkahalar atıyorum
tam ağlamam gereken yerde.
Bazen gözlerim doluyor
hiçbir şey olmamışken.
İçimde fırtınalar kopuyor,
dışarıdan bakınca
hava günlük güneşlik.
Kimse bilmiyor.
Kimse bilmiyor içimde
kaç şehir yıkıldı bu gece.
Kaç evin ışığı söndü.
Kaç çocuk korkuyla uyandı.
Kaç kez kendi ellerimden tutup
“Dayan,” dedim kendime.
Dayan.
Ama nereye kadar?
Nereye gitsem sığmıyorum artık.
Eve sığmıyorum.
Sokaklara sığmıyorum.
Geceye, gündüze, insanlara,
kendi bedenime bile sığmıyorum.
Çünkü bir zamanlar
içimin her yerini seninle doldurmuştum.
Şimdi sen çekildikçe
kocaman boşluklar kalıyor geride.
Ve insan boşluğa düşünce
tutunacak bir şey arıyor.
Ben hâlâ seni arıyorum.
Ne kadar acı, değil mi?
Beni düşüren ellerin
beni tutmasını bekliyorum.
Beni paramparça eden insandan
bir parça merhamet dileniyorum.
Belki buna aşk denmez.
Belki delilik denir.
Belki takıntı.
Belki karşılıksız sevginin
insanın ruhunda bıraktığı
uzun, karanlık bir hastalık.
Adı ne olursa olsun,
canım yanıyor.
Ve ben artık
hangi yanımın gerçekten ben,
hangi yanımın senden kalan bir yara
olduğunu bilmiyorum.
Farkında mısın?
Ben seni kaybetmekten korkmuyorum artık.
Kendimi kaybetmekten korkuyorum.
Çünkü sen gidersen
belki bir gün alışırım yokluğuna.
Ama ben gidersem kendimden,
ben kaybolursam kendi içimde,
kim gösterecek bana eve dönüş yolunu?
Kim diyecek:
“Buradasın.
Hâlâ buradasın.”
Korkuyorum.
Bir sabah uyanıp
hiçbir şey hissedememekten,
bir gece uyuyup
bütün acılarımla uyanmaktan korkuyorum.
Seni unutursam eksik kalmaktan,
unutamazsam mahvolmaktan korkuyorum.
Ne tuhaf…
İnsan en çok sevdiği kişiye
bazen söyleyemiyor:
Beni biraz daha az incit.
Çünkü seni biraz daha fazla seviyorum.
Ve sen bilmiyorsun.
Belki de hiç bilmeyeceksin.
Ben geceleri içimde
senin cenazeni kaldırıyorum,
sabah olunca
seni hâlâ yaşıyormuşsun gibi seviyorum.
İşte beni asıl bu tüketiyor.
Gitmiş bir şeyi
hâlâ gelecekmiş gibi beklemek.
Şimdi içimden bir şey daha koptu.
Hissettim.
Sessizce düştü içime.
Belki umuttu.
Belki bendim.
Belki de senden vazgeçemeyen
son parçam.
Bilmiyorum.
Tek bildiğim şu:
Eğer bir gün rüzgâr
tanımadığın bir yerden
yüzüne dokunursa,
sakın pencereyi kapatma.
Belki benimdir.
Belki sonunda dağılıp
gökyüzünün bile bulamadığı
o insandan kalan
küçücük bir parçadır.
Ve eğer o rüzgâr
yanağından geçerken
sebepsizce için acırsa,
bil ki
ben bir zamanlar seni
kendimden bile çok sevdim.
Ama sen giderken
yalnız kalbimi değil,
beni de
içimden söküp aldın...
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.