7
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
89
Okunma
Hayal ürünü ve kurğudur kişi ve kişilerşe ilgisi yoktur...
Âşık Ali eren, köyün neşesi, bağlamanın dilinden anlayan bir delikanlıydı. Çocukluk sevdalısı Elif ile sözlenmiş, "Birkaç yıla kalmaz döner, yuvamızı kurarız" diyerek yola koyulmuştu.
Ancak gurbet gideni kolay bırakmazdı Sıla’nın yolu görünmezdi.
Yıllar yılları kovaladı; ne şantiye yolları bitti ne de Ali erenin sılaya olan hasreti... İki sevdalı arasında gidip gelen mektuplar bir süre sonra kesildi. Ali eren, gurbette çile çekerken gözü hep sılaya dönen yolculardaydı, fakat her defasında elinde kalan tek şey derin bir belirsizlik oldu.
Gözüm yolda kaldı gençliğim soldu
sılaya dönerken engeller doldu
ne bir haber geldi ne bir ses oldu
taş bastım sevdalım hakka yürüdü
çorçak dere taşar bendini yıkar
gurbetin ateşi bağrımı yakar
Bağrıma vururum gözyaşım akar
söyle divane dil bu nasıl keder
idris dağına çökmüş kara duman
benim garip halim sorulmaz neden
ömür gelip geçti yar oldu yalan
Gönlüm ağlar benim tellerim kanar
bir gün gelir diye yolları gözledim
her gelen yolcuya adını söyledim
mezarın başında toprağı öptüm
uyan diyerek çarpana çaldım
aşık der ki gayrı sözüm tükendi
yüreğim yanmaktan kül olup söndü
sağ iken toprağa gömüldü bu garip
yar toprak oldu da türküsü kaldı...
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.