0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
42
Okunma
Tırtıl kozanın çilesine teslim olmasaydı, gökyüzünde kanat çırpamazdı.
Akgünlük ağacı kabuğundaki yarasını iyileştirmeye çalışmasaydı,
reçinesindeki şifasına varamazdı.
Tohum toprağın karanlığında aldığı o hasarla çürüyüp gitmeyi seçseydi,
gökyüzüne yürüyen fidan olamazdı.
Efsanedeki anka yanmaya cesaret edemeyip ölümü bekleseydi,
küllerinden daha güçlü doğamazdı.
İnsan da bildiği ölümün kahrına düşseydi, dünyadan mahrum kalırdı...
En derin hisleri taşıyan besteler,
çok acıyan kalplerden akarmış kâğıda.
En temkinli atılan adımların, gözleri bağlı koşan ayakların tecrübesi varmış diz kapaklarında.
En güçlü duruşların hemen ayaklarının dibinde sürünür en acı zayıflıkları.
Ve insan,
unutmazsa kalbinin kanayan yaralarını,
öğrenirse hatalarından ders çıkarmayı,
sonra tutunur kelebeğin kanatlarına, yükselir göklere.
Yaradanın şifayı kendi içine sakladığını bilirse insan; tıpkı Akgünlük ağacı gibi aldığı yaralardan yapar yarasına yamayı.
Kalp çok yara aldı, akıl çok kez zayıf kaldı...
İrade cesaretle yaktı yuvayı,
inançla ruh sakladı kendini toprağa.
İnsan doğdu yeniden küllerinden.
Ruh, gün geldi, güneşe şükürle sarıldı;
gecenin serininde huzur buldu.
Anladım, her ham ruh kendi cehenneminde yanmadan pişmezmiş.
Sabır alırmış cefayı, getirirmiş o sefayı...
ECE✍️
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.