0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
6
Okunma
Ne tablet vardı o gün, ne eldeki telefon,
Ekrana değil, göz göze bakardı insan.
Sessizliğe gömülmezdi hiç bir tek salon,
Sözün de, sohbetin de bereketi bir başka...
Köşede gürül gürül yanan o döküm soba,
Üstünde güğümün ince, tatlı cızırtısı.
Demlenen çayın buğusu yayılırken odaya,
Gönülleri ısıtırdı aile sıcaklığı.
Sabahın seherinde şenlenirdi o sofra,
Çocukların cıvıltısı, ekmeğin sıcak kokusu.
Saygı baş köşedeydi, sevgi doluydu kapra,
Unuttururdu herkese dert ile kaygıyı.
Öğlen vakti sessizlik çökerdi o odaya,
Herkes rızık peşinde, işte yahut okulda.
Sessiz sofra beklerdi akşamki o sefaya,
Günün yorgunluğu birikirken yolda.
Akşam olunca birden kapılar açılırdı,
Şen kahkahalar yükselirdi pencerelerden.
Gelen misafirle neşe birden saçılırdı,
İkramlar eksilmezdi o cömert ellerden.
Oturulurdu diz dize, hal hatır sorulurdu,
Büyüğün sözü dinlenir, hürmet edilirdi.
Eski hatıralarla demli çaylar doldurulurdu,
Gece muhabbetle kısalarak geçerdi.
Ne lüks eşyalar vardı, ne yapmacık gülüşler,
Bir lokma ekmek bile bölünürdü huzurla.
Niyetler dupduruydu, tertemizdi o düşler,
Samimiyet dokunmuştu o ahşap duvara.
Hayaloğlu arar durur o demleri şimdi,
Teknolojinin içinde kaybolan o sıcaklığı...
Huzur dediğin meğer o sobada gizliydi,
Birlikte gülüp, birlikte paylaşılan o anlardı.
Recep Hayal / Hayaloğlu
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.