3
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
49
Okunma

Bazı kul doğuştan bahtlı doğuyor,
Bazısı ömrünce darda kalıyor.
Hak kimi kuluna bol nimet verir,
Kimi de nasiple imtihan olur.
Geçmişte yaşardı garip bir insan,
İşleri bozulmuş daha en baştan.
Gece gündüz çalışır, yorulmak bilmez,
Nasibi dar olunca yüzü hiç gülmez.
Yaz günü Sultan Mahmut çıktı gezer,
Halk gibi giyinmiş sokaklar gezer.
Mahmutpaşa semtinde verdi bir mola,
Veziriyle girdi küçük kahveye.
Kimse onu tanımaz, oturdu sessiz,
Bir köşede bekledi sakin ve sessiz.
Kahve söylediler, vakit uzadı,
İhtiyar görünmez, sabır da taştı.
Seslendi yaşlıya:-Amca, neredesin?
Bir saattir bekler bu kahve niçin?
İhtiyar koşarak geldi o yana,
Sabredin evlatlar, geliyor. sana.
Fincanları dizdi tek tek önüne,
Yorgunluk vurmuştu çizgi yüzüne.
Darılmayın bana, kusur etmeyin;
Adım Mülayim’dir, öyle seslenin.
Sultan dedi:-Baba, merak ettim ben;
Niçin ’Tıkandı’ der bütün bu âlem?
Bir adın varken de bunu söylerler,
Sebebi nedir ki böyle derler?
İhtiyar gülümsedi, çekti bir nefes,
-Dinleyin evlatlar, vardır bir kıssam.
Yıllar önce gördüm ibretlik rüya,
Lakabım o günden kaldı dünyaya."
Rüyamda bir çeşme akardı durmaz,
Herkes testisini doldurur durmaz.
Benim su aldığım ince bir lüle,
Damla damla akıp düşerdi yere.
Bekledim saatler, dolmadı testim,
Çaresiz lüleyi kurcalar oldum.
Ter içinde kaldım, yoruldum bir hayli,
Bir Ak Sakallı Dede çıktı ansızın.
Dedi ki:-Boşuna uğraşıp durma,
Bak, nasip lülen tıkanmış burada.
Sana takdir edilen işte bu kadar;
Ne yapsan fazlası yazılmaz kader.
"Mal mülk peşinde de çok koşmayasın,
Gelse de eline fayda bulmayasın.
Rızkın ne kadarsa onu alırsın;
Takdire razı ol, huzur bulursun."
Ben kimdir diyemeden kayboldu birden,
Uyandım sabaha şaşkınlık ile.
Âlimlere sordum bu rüyanın hâlin,
’Ders veren bir işaret.’ dediler bana.
Köyüme dönünce anlattım bunu,
Dilime dolandı rüyanın sonu.
O günden bu yana herkes dilinde,
"Tıkandı Baba" der benim ismime.
Sultan dedi: -Baba, hayret içindeyim,
Bu sırra doğrusu şaşıp kalayım.
Ramazan yaklaşır, konağa gel sen,
Sana ikramımız olsun her akşam.
İhtiyar eğildi, etti teşekkür,
-Allah razı olsun." dedi bin şükür.
Her gün ikindide konağa vardı,
Kendine ayrılan tepsiyi aldı.
Tepside dizili kızarmış baklava,
Mis gibi kokardı altın sarısı.
Sofranda eşinle afiyet olsun,
Bize de duadan eksik olmayın.
Baba sevinerek döndü evine,
Tepsiyi almıştı iki eliyle.
Yolda komşusu bir bezirgân gördü,
Hileli bakışı ihtiyarı süzdü.
Dedi: -Ey Tıkandı, nereye böyle?
Bu kadar tatlıyı götürür kime?
İkiniz yersiniz, yine artacak,
Sat bana, cebine para kalacak.
Baba saf gönüllü, kötü bilmezdi,
İnsanların iç yüzünü sezmezdi.
Ucuz bir bedelle verdi tepsiyi,
Aldı üç beş kuruş, tuttu yolunu.
Bezirgân eve varır varmaz açtı,
Bir dilim baklavayı iştahla seçti.
Çatalı batınca şaştı bir anda,
Altınlar parladı baklavanın altında.
Bir dilim, bir altın; bir dilim, bir daha,
Sevincinden daldı hırsla baklava.
Bütün gece saydı çıkan altını,
Gizledi kimseye sezdirmedi bunu.
Ertesi gün yine aynı yola vardı,
Tıkandı Baba’yı erkenden buldu.
Her gün aynı hile, aynı sözlerle,
Nasibi çalındı kendi elleriyle.
Otuz gün boyunca sürdü bu hâli,
Baba bilmez oldu işin vebâlini.
Her gün üç beş akçe alıp sevindi,
Asıl servet ise başkasına indi.
Bayram gelip geçti, günler dolunca,
Sultan hatırladı ihtiyar kulunu.
-Çağırın Babayı, gelsin yanıma;
Bakayım kavuşmuş mudur muradına.
Huzura gelince baktı Sultan’ı,
Üstü biraz temiz, aynı hâli.
Ne konağı vardı ne malı mülkü,
Yine fakir idi, yine eskiydi.
Sultan dedi: "Baba, bu nasıl iştir?
Sana verdiğimiz büyük bir nimetti.
Bir tepsi baklava boşuna değildi,
Her dilimin altı altınla doluydu.
İhtiyar şaşırdı, eğildi yere,
Anlattı olanı bir bir Sultan’a:
-Komşum ister idi her gün tepsiyi,
Bilmeden satardım ben baklavayı.
Altın var deseydin satar mıydım hiç?
Nasip olmayınca olur mu sevinç?
Varsın o dünyada hesabı versin,
Hakkımı Rabbimden elbet ben isterim.
Sultan dedi: -Baba, üzülme sakın,
Takdir-i İlâhî bilinmez yakın.
Bir hak daha verdim, gel benim ile,
Hazine kapısı açılsın yine.
Açıldı kapılar, girdiler içre,
Altınlar dizilmiş sandıklar içre.
Sultan gülümseyip uzattı küreği,
-Ne alırsan senin." dedi içtenlikle.
İhtiyar titredi, şaştı o anda,
Küreği ters tuttu heyecanla da.
Bir tek altın kaldı küreğin üstünde,
Nasibi o kadar yazılmış idi de.
Sultan baş eğerek daldı derine,
-Bu kadarı da mı?" dedi kendine.
Sonra tebessümle döndü Babaya,
-Bir ihsan daha var, gel benimle.
-Şimdi bir taş al da bütün gücünle,
Atabildiğince fırlat ileriye.
Düştüğü yere dek bağlar, bahçeler,
Dükkânlar, evler hep senin olacak.
İhtiyar sevindi, doldu ümitle,
Yerden iri bir taş aldı heybetle.
Kaldırmak isterken çözüldü beli,
Yığıldı toprağa, tükendi hâli.
Koştu görevliler, yetişti hekim,
Takdir erişmişti, bitmişti ömrü.
Öğle vakti Hakk’a yürüdü Baba,
İkindi namazı defnedildi sonra.
Haberi ulaşınca ulu Sultan’a,
Sessizlik büründü bütün saraya.
Mahmut Han ellerin açtı semaya,
Yaşlar süzüldü mübarek yanağa.
Dedi: -Vermemişse yüce Yaradan,
Ne versin kul olan Sultan Mahmut Han?
Kul ister, çalışır, gayret gösterir;
Nasibi yazılmış ne ise odur.
Kanaat hazinedir, tükenmez servet,
Şükreden gönüller bulur selâmet.
Nasibe razı ol, Hakk’a dayan sen;
Dünya gelir geçer, bâkî olan O’dur.
Hüdayî der: Her iş Hakk’ın emridir,
Rızık ezelîdir, taksim O’nundur.
Kimi mal ile sınanır bu canda,
Kimi evlat ile, kimi yoklukla.
04.08.2026//KIRIKKALE
HİDAYET DOĞAN OSMANOĞLU
TC.Kül.ve Turizm Bak.Halk Şairi
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.