0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
164
Okunma

Lütfen biz elli yaş üstüne dokunmayın.
Biz başka nesil değiliz,
Biz başka devrin son tanıklarıyız.
Bayat ekmek gibi sert,
Bir kedi gibi hırçın,
Gerektiğinde bir kuş gibi özgürüz.
Beş yaşında annemin bakışından,
Tencerenin sesinden halini okurduk.
Yedi yaşında öğrendik kendi işimizi:
"Yemek dolapta, ısıt ama dökme" derdik.
Dokuzda alışveriş, onda sokak bizimdi.
Top, saklambaç, hırsız-polis, ip...
Gün batınca eve dönerdik.
Dizlerimizde yara,
Mahalle maçlarının, yaramazlıkların haritası.
Yaramızı tükürükle, sinir otuyla sardık.
"Kanmıyorsa bir şeyin yok" dedik, geçtik.
Margarinli ekmek yedik,
Toz şekerli ekmek yaladık.
Bahçe hortumundan su içtik.
Aynı kaptan yedik, mikrobu dert etmedik.
Biz transistörlü radyoyduk,
Siyah-beyaz televizyonduk.
Plak, makaralı teyp, kaset, CD...
Hepsini sırtımızda taşıdık.
İnternetsiz büyüyen son nesiliz.
Cep yoktu, şarj yoktu.
Duvara sabit telefon, defterde tarif,
Takvimde unutulan doğum günü vardı.
Her şeyi bantla, ataçla, penseyle tamir ettik.
Tek kanallı televizyonda dünya izledik.
Lütfen biz elli yaş üstüne dokunmayın.
Biz sizden çok gördük, daha derin yaşadık.
Cebimizde sizin çocuktan yaşlı nane şekeri taşırız.
Çocuk koltuğumuz yoktu, kaskımız yoktu, güneş kremimiz yoktu.
Okulumuzu Laptopsuz okuduk, scrollsuz genç olduk.
Cevabı Google’da aramadık,
İçgüdümüze güvendik.
Bulutta fotoğraf değil,
Kalpte anı biriktirdik.
Neslimiz azalıyor, biliyoruz.
Ama hikayemiz bitmedi.
Bize gereken değer değil,
Sadece saygı verin.
Çünkü biz,
Sizden önce gelen köprüyüz.
Üstümüzden geçip geldiniz.
Dinçer Dayı
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.