1
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
102
Okunma
Bazen diyorum ki, ne güzel yenildin be. Nasıl güzel kaybettin her savaşı. Şimdi olur da bir uğurda savaşıp kazansam, yadırgarım galip gelişimi. Öyle güzeldi benim kayıplarım. Ve uğrunda kaybettiklerimdi, kazandıklarım. Bu yüzden güzeldi kayıplarım.
Gecenin cürmünde kalemime doldurduğum kelimelerimle gözünün yaşına bakmadan delik deşik ettiğim kâğıtlarım… Şimdi dilimde sessiz bir vaveyla, gömüldüm içine notaların, bu yüzden lal sanırlar beni. Yüzümün güleçliği tam da gülmediğim bir anda kireç tutmuş gibi.
Neyse ki sabah güneşi tenime masaj yapıyor, kızamıyorum martılara. Yoksa sesleri çekilecek gibi değil ve siz bunu biliyorsunuz, biliyorsunuz ama o zaman neden hâlâ koyuyorsunuz şiirlerinize martıları, biri vermeli bunun hesabını! Ya da vermeyin, lal birini duyamazsınız zaten. Ve size kızmıyorum çünkü, sabah güneşi hâlâ masaj yapıyor tenime.
Hiç bahsetmedim elimdeki rengârenk leblebi şekerlerinden. Ben en çok beyazı severdim, en çok o hatırlatırdı birini. Bu yüzden renkli olanları önce yer, saklardım beyazları. En güzel kaybım kalırdı bir avuç dolusu, sımsıkı tutup terleyen avucuma renginin karışmasını izlerdim. Karışmazdı tabi ki… Gıda boyası yoktu onda. Diğerleri gibi sahte değildi o, gerçek bir beyazlıktı. Ve ben bunu öyle geç öğrendim ki, o saflığı kaybederek tek gerçekten de olmuştum.
Ve kimse bunu bilmiyordu, bilmiyordu ama o zaman neden hâlâ koyuyorsunuz şiirlerinize martıları? Martının şu an bu dizede ne işi var sormuyorsunuz bile… Neyse, akşam güneşi tenime masaj yapıyor, kızamıyorum kimseye.
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.