0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
27
Okunma
Konuşmadan sevmek neymiş,
sende öğrendim.
Bunu bana ne kitaplar anlattı,
ne uzun yollar,
ne de gecenin sabaha bıraktığı o yorgun sessizlik.
Bir gün geldin yalnızca.
Bir sandalye çektin hayatımın kenarına.
Hiçbir şey söylemedin.
Ben, ilk defa suskunluğun da bir dili olduğunu
o gün anladım.
İnsan bazen en çok konuşurken kayboluyormuş meğer.
Kelimeler çoğaldıkça kalpler birbirinden uzaklaşabiliyormuş.
Oysa sen, tek bir cümle kurmadan
bütün mesafeleri kaldırdın aramızdan.
Gözlerin vardı.
Ne zaman bana dönse,
eski bir evin penceresinden içeri süzülen ikindi güneşi gibi
tozlu anılarımı aydınlatırdı.
Ben çocukluğumu unuttuğumu sanıyordum.
Sen baktın.
Birden, yıllardır açılmayan çekmeceler
kendiliğinden açıldı.
Annemin sesi,
babamın omzunda uyuduğum akşamlar,
yağmurdan sonra toprağın kokusu,
ilk defa denizi gördüğüm gün...
Hepsi, senin tek bir bakışında
yeniden yaşamayı öğrendi.
Belki de insan,
sevdiği kişide yalnız bugünü değil,
kaybettiği bütün zamanları buluyordur.
Sen benim eksilen yıllarımdın.
Takvimlerden düşen yapraklar değil,
kalbimden eksilen mevsimlerdin.
Bir sonbahar akşamı yürürken
ağaçların sessizce yere bıraktığı yapraklara baktık.
Hiç konuşmadık.
Çünkü bazı güzellikler
anlatılınca eksilir.
Bazı acılar
paylaşılınca hafiflemez.
Ve bazı sevgiler
ismi konduğu an biraz yetim kalır.
Biz, adını koymadığımız duyguların
en güzel yerinde oturduk uzun zaman.
Bir banka.
Bir çayın buharı.
Uzakta geçen trenlerin sesi.
Ve birbirine yaslanmaktan çekinen iki yalnızlık...
O gün dünya döndü mü bilmiyorum.
Şehir kalabalık mıydı, onu da hatırlamıyorum.
Hatırladığım tek şey,
yanımda sen vardın.
İnsan bazen bütün bir ömrü
tek bir ana sığdırabiliyormuş.
Sonra geceler oldu.
Penceremde ay vardı.
Masamda yarım kalmış kitaplar.
Saatler aynı inatla ilerliyor,
duvarlar aynı sessizlikle bekliyordu.
Ama içimde senin sesini değil,
sessizliğini dinliyordum.
Çünkü sen sustuğunda bile
içimde konuşmaya devam eden bir şey vardı.
Adını koyamadığım.
Belki umut.
Belki özlem.
Belki de yalnızca sen.
Ben seni beklemeyi de sevdim.
Gelmeni değil yalnız.
Beklemeyi...
Çünkü beklemek,
insanın kalbini yavaşlatır.
Kalp yavaşladıkça
hayatın ayrıntıları görünmeye başlar.
Bir serçenin telaşı.
Rüzgârın perdeyi hafifçe kaldırışı.
Penceredeki saksının sessiz büyüyüşü.
Ve insan anlar ki,
Sevgi büyük olaylarda değil,
kimsenin fark etmediği küçücük anlarda yaşamaktadır.
Bir gün elini tuttum.
Ne dünya değişti.
Ne gökyüzü rengini değiştirdi.
Ne de insanlar durup bize baktılar.
Ama içimde,
ismi olmayan bir şehir kuruldu.
Sokaklarında yalnız sen yürüyordun.
Evlerinin pencereleri hep sana açılıyordu.
Ve ben, ömrüm boyunca
o şehrin tek misafiri olmak istedim.
Sen gülünce,
Sanki yıllardır kapalı duran bir evin perdeleri açılıyordu.
Işık giriyordu içeri.
Ben de o ışığın altında
yeniden insan olmayı öğreniyordum.
Ne tuhaf...
İnsan bazen bir başkasının varlığıyla
kendi varlığına kavuşuyor.
Ben seni sevmeden önce
kendimi eksik biliyormuşum.
Bunu fark etmemişim.
Çünkü eksiklik, alışınca acıtmıyor.
Sen geldin.
Tamamlanmanın nasıl bir şey olduğunu gösterdin.
Sonra korkmayı da öğrendim.
En güzel şeylerin
bir gün hatıraya dönüşeceğini bilmenin korkusunu...
İnsan sevdiğini kaybetmeden de özleyebiliyormuş.
Yanındayken bile.
Çünkü zaman,
Sessiz çalışan bir hırsızdır.
Her gülüşten biraz alır.
Her sarılıştan biraz.
Her bakıştan biraz.
Ve geriye yalnızca
kalbin itinayla sakladığı anlar kalır.
Ben seni orada sakladım.
Hiç eskimeyen bir mevsim gibi.
Hiç solmayan bir çiçek gibi.
Hiç susmayan bir ezgi gibi.
Biri bana bir gün,
"Sevgi nedir?" diye sorarsa,
Ne uzun cümleler kurarım.
Ne büyük tarifler yaparım.
Sadece seni hatırlarım.
Çünkü öğrendim ki,
Gerçek sevgi, yüksek sesle söylenen yeminlerde değil;
aynı gökyüzüne sessizce bakabilmektedir.
Aynı acıyı kelimesiz anlayabilmektedir.
Birbirinin omzunda hiçbir şey konuşmadan
evinde hissedebilmektedir insan.
Ve eğer ömrün sonunda
bana yalnız bir cümle bırakılacaksa,
Bütün kitaplarımı,
Bütün hatıralarımı,
Bütün eksik kalmış cümlelerimi
tek bir satırda toplamak isterim.
Şöyle derim:
Konuşmadan sevmek neymiş, sende gördüm.
Sonra anladım ki, insanın ömrü boyunca aradığı şey,
kendisini en iyi anlayan ses değilmiş;
sessizliğinde bile kalbine dokunabilen bir yürekmiş.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.