1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
37
Okunma
Ey gönül!
Bir gün aynaya fazla eğilme;
Yüzünü görürsün,
Fakat yüzünde dolaşan
Nefesi kaçırırsın.
Hakikat,
Ne uzağın çölünde susuz kaldı,
Ne de yakının koynunda uyudu.
Onu örten,
Mesafe değil;
Ülfetzâr denilen görünmez sarmaşıktır.
Kalbin duvarına sessizce tırmanır,
Sonra hayreti gölgesine çevirir.
Ben bir gece,
İçimde açılan secde kuyusuna indim.
Orada ne gökyüzü vardı,
Ne yeryüzü...
Yalnızca
"Ben yakınım."
Buyuran Sessizlik vardı...
Anladım ki,
Yakınlık da bir imtihandır.
Çünkü avuç,
İçindeki suyu değil,
Düşen damlayı arar.
Ey yolcu!
Her sabah,
Kalbine bir hayret abdesti aldır.
Çünkü hayret,
Marifetin ilk tekbiridir.
Şaşırmayan gönül,
Perdeyi perde sanmaz.
Ne çok yüz öptük de
Yüzlerdeki nuru göremedik.
Ne çok isim bildik de
İsimlerin Sahibine varamadık.
Meğer ezber,
Bazen en ağır hicapmış.
Ben bugün,
Kalbimin eşiğine
Bir şükür kandili astım.
Her nimete ilk defa inen
Vahiy gibi bakayım diye.
Her dosta,
Cennetten yeni gönderilmiş
Bir emanet gibi dokunayım diye.
Her nefeste,
"Ol!" emrinin sıcaklığını duyayım diye...
Ey Rabbim!
Beni ne uzaklığın soğuğuna bırak,
Ne yakınlığın uykusuna.
Bana,
Sana her kavuşmamı
İlk kavuşma gibi yaşatan
O hayret seferini bağışla.
Çünkü vuslat,
Varılacak bir menzil değilmiş...
Her nefeste yeniden doğan
Bir tanışmaymış.
Ve şimdi biliyorum
Perde,
Gözümün önünde değildi;
Alışan bakışımın içindeydi.
Ben perdeyi yırtmadım...
Sen,
Hayretin rüzgârını gönderdin.
HABİB YILDIRIM (BÂİN-İ ADLÎ)
(24 Temmuz 2026)
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.