Delice zaman elini kalbime Bülbülü öldürmek gibiydi insan Gözlerinde iki âlem yanan sönen Sert bakışlı bir anın içinden koşarak geçiyorduk Dur burada zincirlerimiz var Varlığımı armağan edemeyeceğim öyle üzgün bakma Sırtımda 1400 yılık hırka lime lime Veysel diye bir kuldan Yemen ülkesi hallaç gibi atılıyor Çocuklar iri zeytin gözlü aç halbuki
Tetikleyen bir şey var dişlerimi durduramıyorum Sıtma ilaci verdiler üstelik hepimiz korana olmuşuz Karadut ağacında en tepede kara bir kargayla muhabbette dedi Ki aklın varsa bu çağdan çık çıkabilirsen herkesin elinde bir batman kan Kaç okka gelir say bütün günâhlar Mizanda yer yerinden oynamaz Bilesin kul âcizdir ve dahi gâfildir
Bazen bir şeftaliye bakıyorum Şükrediyorum varlığıma İnanmıyorum kalabalıklara maskaradan maskara Ben bir tek İnanıyorum ki Allâh bir, Gerisi yalan dubara
Ankara göbek bağım İstanbul, ölmeliyim burada Karacaahmet’te bir yer gördüm kestirip gözüme Dedim ey ahâli toplanın diyeceğim o ki İçimde beni bu zamana kışkırtan biri var Biz yalan bir dünyaya tapanlar Biz ey yalan yere yemin billah Biz modern dünyanın şaşkın tavşanı Tazılar aleminin ürkekleri Hadi ölmeden ölünüz mümkünse Velhasılı kelam Ben günahkâr kulum Allahım yerden göğe haksızım Rabbim hırçın bir susuşun ilk saniyelerinde İçimde bir yanardağ içimde bin iblis
Beytine yüz sürdüm diktim gözümü Medine’de ölmeliyim ricam bu
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Kıymetli şair Jüli d şiiriyle dünyayı sanık sandalyesine oturtuyor aynı zamanda kendi nefsini de tanık olarak çağırıyor.
"Suçlayanın da bir nevi suçlu olması"
Yani dünyaya öfkesini kusarken kendisini temize çıkarmıyor. En ağır hükmü önce kendisi hakkında veriyor. İşte şiirin samimiyeti ve ahlâkî değeri budur.
Herkes biraz suçludur çünkü. Önemli olan ise vicdanen rahatsızlık duymak.
hepimizin içindeki huzursuzluğun kükreyişidir bu şiir.Modern dünyanın hengamesinde sıkışıp kalmış, sırtında Veysel’in 1400 yıllık derviş hırkasıyla gezinen, ama dişleri sıtmalı nöbetlerle birbirine vuran masum ve günahkar insanlık..
Gözlerinde iki âlemin yanıp söndüğü o anlarda, hepimiz zamanın sert bakışlı tünellerinden koşarak geçiyoruz. Kalbimize değen her delice el, bir bülbülün boynunu büküyor. zira bu çağ, zarafeti kırma çağıdır. Bir yanda Yemen’de hallaç pamuğu gibi atılan iri zeytin gözlü çocukların açlığı, diğer yanda ellerinde bir batman kanla gezen, gırtlağına kadar günaha batmış ama hâlâ masumiyet taslayan modern kalabalıklar...
"Aklın varsa bu çağdan çık," diyen o kara karganın sesi
Şair karşısında duran cemiyete ve onun kurallarına fırlattığı oklarla kürsüye çıkıyor, cübbesini düzeltiyor, derin bir nefes alıyor ve dünyanın tam gözlerinin içine bakarak konuşmaya başlıyor;
"Gel bakalım dünya" Ne diye bu kadar böbürleniyorsun? Üzerinde yürüyenleri ebedî sanacak kadar kimi kandırdın? Kaç mezarın üstüne saray diktin de kendini galip zannettin?
Şair, dünyanın yüzüne sürülen medeniyet pudrasını, teknoloji allığını, refah rujunu bir hamlede kazıyor. Altından çürümüş bir surat çıkıyor.
Bir tarafta açlıktan kaburgaları sayılan çocuklar Öbür tarafta sofraya koyulmadan çöpe dökülen nimetler Bir tarafta secdeye değmeyen alınlar Bir tarafta vicdanın cenazesi Öbür tarafta insan hakları nutukları Şair bunların hiçbirine inanmıyor. Çünkü biliyor ki
"Bu çağın en büyük en korkunç fabrikası sahte insan üretim fabrikasıdır"
Herkesin yüzü var da kimsenin çehresi yok. Herkes konuşuyor da Kimsenin sözü yok. Herkes gülüyor, Kimsenin kalbi gülmüyor Virüs akciğere değil vicdana bulaşmış.
Ey birbirine benzeyen yüzler! Aynı korkularla yaşayan, aynı heveslerin peşinden koşan, aynı gösterişin peşinde ömrünü tüketen insanlar! Ne zaman kendiniz olacaksınız? Ne zaman başınızı kaldırıp gökyüzüne bakacaksınız? Ne zaman cebinizi değil, kalbinizi saymaya başlayacaksınız?
Ey dünya! Sen beni aldattın. ama ben de aldanmaya razı oldum. Sen bana putlar sundun. ben de zaman zaman onlara göz diktim. Sen beni oyaladın.ama ben de oyalanmayı seçtim. Şimdi ne seni temize çıkarıyorum ne de kendimi.
Bu çağ, insan yetiştirmiyor; suret üretiyor." içinde yaşadığımız çağ, o kutsal emaneti taşıyamayacak kadar yozlaşmıştır. Sizin kurduğunuz bu yalan düzen, topladığınız günahlar mizanı sarsmaya bile yetmeyecek kadar acizdir. Güçlü olanın (tazıların) hüküm sürdüğü bu sistemde insan, kaçacak yer arayan şaşkın ve korkak bir tavşana dönüştürülmüştür.
Ölümü bir son değil, bu yalan tiyatrodan şerefli bir çekilme olarak görmüyor musunuz?
Rabbim! Dünyaya öfkem, aslında senden uzak düştüğüm günlere öfkemdir. Çağa kızgınlığım, nefsime yenildiğim anların utancıdır. Beni dünyanın sahteliğine değil, rızana yakın eyle. Çünkü anladım ki insan, dünyayı deği, önce kendi içindeki dünyalığı yenmeden hakikate varamıyormuş.
Kürsünün ışıkları sönüyor. Şair, sırtındaki lime lime hırkayı topluyor ve dünyanın, o şaşkın tavşanların suratına son sözünü çarpıp arkasını dönüyor.
"Sizin kanla kurduğunuz adaletiniz de yalan yere içtiğiniz yeminleriniz de toprağın altında yok olup gidecek. Sizin kan kokan adaletiniz de sahte medeniyetiniz de birer dubaradan ibaret. Mizan kurulduğunda bu maskaralığınız sizi kurtarmaya yetmeyecek.
Ben sizin sahte cennetlerinizi, vebalı kalabalıklarınızı reddediyorum.
Sırtımda Veysel’in lime lime olmuş hırkası, günahımla, içimdeki bin bir iblisin savaşıyla, haksızlığımı cebime koyup Yaratıcıma / huzura kaçıyorum.
Sizin dünyanız sizin olsun; ben Medine’nin tozunda ölmek için aradan çekiliyorum hesabı çoktan kapattım"
Ramazan Boran 1 tarafından 26.7.2026 23:18:24 zamanında düzenlenmiştir.
Biz ölene kadar kim bilir kaç kıyamet, kaç tufan kopacak? Kaç yangın ve kaç çukur? Ben artık saymıyorum, ölülerimi ve dirilerimi... Öldürdüklerimi ya da dirilttiklerimi... Hayta bir iç ses bırakıyorum şuraya, geçerken alırsın.
Dil, anlaşma ve anlatmanın en gelişmiş aracı olduğu gibi aynı zamanda insanın özünü açığa çıkardığı, kendisini seslendirdiği bir imkandır. Bu özelliğinden dolayı dil ile gönül arasında ayrı düşünmemiz kabil olmayan bir bağ vardır. Sen bu bağı kurmayı başarmışşsın
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.