0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
45
Okunma
Senden sonra...
Cebimde bu kentin adresini unuttum.
Hangi sokağa sapsam yabancıyım, hangi kapıyı çalsam yüzüme kapanıyor.
İnsan kendi doğduğu, büyüdüğü, adım adım ezdiği memlekette mülteci olur mu ulan?
Oldum işte…
Senden sonra gökyüzünü bile küçülttüler bu şehirde.
Hani o her gece tepemizden akan yıldızlar var ya; Şimdi her biri göğsüme batan birer cam kırığı.
Ben bu koca haritanın ortasında sığacak tek bir gölge bulamadım.
Sığmadım ulan...
Senden sonra bu kente sığmadım, sığamıyorum...
Sükûtun hırkası dar gelir tene,
Hasretin çivisi çakıldı gene.
Müebbet biçildi sığmaz bu cana,
Gittiğin günden beri ben kente sığmadım.
Binalar üstüme dikilen mezar,
Kaldırım taşları ömrümü kazar.
Bir garip mülteci sokakta sızar,
Kendi vatanıma bende sığmadım.
Gözünün rengini çalmış denizler,
Dalgalar ismini kumsala gizler.
Sana kılavuzdur bendeki izler,
Adresin kayboldu yöne sığmadım.
Zamanın çarkında ezilen benim,
Kefene sığsa da ruhuma tenim;
Sen benim dünümken soldu yarınım,
Ayları tükettim güne sığmadım.
Hani o en yüksek tepeden şehre bakıp ’bu kent bizim’ derdin ya...
Yalanmış usta. Bu kent sadece gidenlerinmiş, kalanları yutarmış bu canavar.
Ben bu gece, bende bıraktığın o koca harabeyi de alıp, Sınır tellerini yırtar gibi çıkıyorum bu şehirden.
Işıkları söndürün, perdeleri çekin.
Arkamdan bir tas su bile dökmeyin…
Çünkü ben artık ne bu kente sığarım, Ne de kentin içindeki o koca yalana...
Sığmadım ulan işte...
Sığamıyorum!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.