Her çocuk sanatçıdır. mühim olan büyüyünce de öyle kalabilmektir. pablo picasso
Ali Fırat Dicle
Ali Fırat Dicle

Sarı Dolmuş

Yorum

Sarı Dolmuş

0

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

96

Okunma

Sarı Dolmuş

Doksan iki Mart’ının
O buz kestiği gecesinde,
Bağlar’ın üstünü çürümüş bir sis kaplamıştı, babam...
Nefes almak suç,
Yaşamak mecburi bir hamallık.
Üstüm başım avaz avaz,
Üstüm başım vurulmuş bir gençlik...
Yanık Köşk’ün önünden geçiyorduk,
Gökyüzü kurşun gibi ağır,
Yerin altı dibi görünmez bir karanlık.

Sarıya çalan bir dolmuş yanaştı kaldırıma,
Güneşten çalmışlar rengini
Ama içi zifiri bir kuyu,
İçi gölgelerin,
İçi ölümün tezgahı...
Adına özel dedikleri o maşalar,
Dokunulmaz,
Adamsız cellat sürüsü.
Bakışları paslı bir bıçak,
Elleri tetikte...

Ulan silahsız olsalar ne yazar,
O gözlerdeki kin bile yeterdi adam devirmeye.
Bizi etimizle, kemiğimizle
O arka koltuğa tıktılar da,
Yine de başımızı bükemediler hayata.

Eğdiler başımızı yere,
Sanma ki gökyüzünü kıskandıklarından...
Diyarbakır’ın gözlerine
Mil çekmek içindi bütün kavga,
Şahitliği inkâr ettirmek içindi bu zülüm.
Koşuyolu’nun o izbe bodrum katı,
Ölümle yaşamın omuz omuza durduğu yer...
Bir kilit sesi patladı celladın elinde,
Zamanın nabzı durdu,
Kapattılar hücreye.

Baharın eli kapıya dayanmıştı dışarıda, bilirim,
İçeride donmuş,
Satılmış bir kış hükmü.
Hoparlörlerde ırkçı bir çığlık,
Ozan Arif’in nefreti,
Duvarları zımpara gibi doğrayan o kirli sesler...
Gündüz kravatlı memur,
Gece suratı maskeli cellatlar
İnsanlığın haysiyetini çiğneyen bu çürümüş düzende,
Dişlerimizi sıktık, direndik ölüme.

Kelimeler kırıldı boğazımda,
Dilim, kurumuş bir nehir yatağı gibi çatlak...
Gözlerimin yaşı içeri akar,
Dışarıya sızdırmam,
Sızdırmam ki sevinmesin o duvarlar,
Sızdırmam ki eğilmesin bu dik başım
Acıyı umuda kattım da harç yaptım ruhuma,
Uzatma ulan boynunu ölüme dedim kendime,
Kollarımı askıda bıraktım o karanlıkta,
Bedenim koptu belki
Onurumu vermedim o zincirlere.

Tazyikli su kırbaç gibi inerken derime,
Falaka ayaklarımdan
Vurup ruhumu kanatırken,
Bir de o kırılmış arkadaşların,
O utanç dolu sesleri...
Yankılanırdı hücrenin puslu köşe başlarında.
Zehir gibi tuzlu peyniri
İterdik bir kenara, susatmasın diye,
O küflü,
O küfürlü tahta zeminlere uzandık.
Biz utancın kokusuna inat,
O betonun yüzüne tükürdük hayatı

Yumuşak yataklar arama artık bana,
Ne bir yastık isterim bu saatten sonra,
Ne de huzurlu bir uyku...
Ben başımı koyacak bir yer bulurum elbet,
Bir taşın kovuğunda,
Kırık bir vicdanın sığınağında.
Hem ben uyursam şimdi,
Söylesene babam,
Bu şehir uyanır mı gömdüğü
O kanlı anılardan
Ben uyursam eğer,
Doksan ikinin o Mart akşamı,
Gerçekten biter mi sandın…

28.03.1992

Paylaş:
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 
Sarı dolmuş Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Sarı dolmuş şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Sarı Dolmuş şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL