2
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
218
Okunma
Dicle gibi süzülürsün içimin dehlizlerine,
Sessiz,
Kederli
Alabildiğine vakur.
Munzur’un deli rüzgarıdır savrulan saçlarında,
Fırat’tır gözlerin
O asi, o baş eğmez, o zaptedilmez yangın yeri...
Gel bana
Anlamını bilmediğim,
Dağ kokan o Kürtçe kelimelerle gel.
Ben lisanı değil sevdiğim,
Gözlerindeki o saklı cenneti,
O kadim sürgünü okuyacağım.
Sözcüklerin ötesinden,
Taa can evinden,
Gözbebeklerinden öpeceğim seni...
Bir ben kalacağım
İnadına bu kahpe yalnızlığın,
Bir de göğsümüzde çelik gibi büyüyen
O devasa umut.
Kurşun seslerinin,
Barut kokusunun bittiği yerde
Çocuk gülüşleri yankılanacak sokak aralarında
Yalınayak,
Ak pak ve hilesiz...
Sen ki bin yıllık surların,
Çöl fırtınalarının içinden süzülen,
Beni bu yalan çağda,
Bu taş duvarlar arasında
Bir Mem olmaya mecbur kılan Zîn
Amed gibi bakarsın Fırat’ın kıyısından
Nehrin o hırçın kavgası,
Koca bir tarihin ağır, kanayan yarası...
04.04.1994
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.