fütürizmi benimseyen sonraları paulismo akımına öncülük eden Fernando Pessoa ya saygıyla...
adım fernando.. siz paulismo da diyebilirsiniz
neye, niye demeden çok severiz başlamayı nereden başlayacağımızı bilmeden, düşünmeden.. bitirdik sanırız kendimiz bitmeden neyse biten, sanılan bitirilen, irademiz değil, irademizin teslimiyetidir oysa bırakmak, malum cesaret ister, cesaret mi o da kim ?
sahi, çelişik misiniz kendinizle ? en son ne zaman sevişmediniz mesela fikrinizle dökmeyin yüz görümlülüğünüzü yere sorun siz değilsiniz evrendir malum “çelişki evrenin özüdür”
aşk olunmaz, aşık olunur bunun evrenle ilgisi yok aşk olmak usanmaktır yalnızlıktan biraz korkaklık, biraz da kendine ihanet gibi aşık olmak, yalnızlığa tekil olmayan çokluk, o kadar kalabalık yokluk ki arada bul kendini
bazen kaçan, kaçınılan tüm yaraların kavgalarını taşıyoruz içimizde bazen de, öyle bir geçeriz, geçiyoruz ki kendimizden günde, yarında utanır, utanır olur bizden malum, “geçmişimiz olamadığımız her şeydir”
nihayetinde, mutlu mu olmak istiyorsunuz ? tanışan o vakit, “hiçbir şey istememenin mutluluğu”yla
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
insan, dünyaya gelmeyi seçmediği hâlde, sanki bütün başlangıçların sahibiymiş gibi davranıyor.
her sabah yeniden başlıyor.. yeniden inanıyor, yeniden vazgeçiyor, yeniden yanılıyor. oysa hiçbir başlangıç, başladığı yere ait değildir ki.
belki de bütün ömrümüz, nereye varacağımızı bilmeden gidecek bir yer icat etmekten ibarettir.
bitirmek dediğimiz şey de başka bir yanılsamadır. bir ilişki biter, sevme biçimimiz kalır. bir şehir geride bırakılır.. sokakları ayaklarımızdan çıkmaz. bir insan ölür, sesi içimizde yaşamaya devam eder. demek ki biten hiçbir şey yoktur. yalnızca taşıma şeklimiz değişiyor.
irade dediğimiz şey de böyledir. insan çoğu zaman karar verdiğini sanır. oysaki kararlarının çok öncesinde teslim olmuştur. korkularına, alışkanlıklarına, alkışlara, yalnızlığına... sonra buna karakter der. sonra kader. sonra hayat.
belki de en büyük cesaret, başlamaktan ziyade kendine itiraf etmekten geçiyor.
insan kendisiyle ne kadar çelişiyorsa o kadar canlıdır. çünkü değişmeyen yalnızca taşlardır. çelişki düşüncenin ayıbı mıdır yoksa büyümenin sancısı mıdır.
fikrine dokunmayan, onu sarsmayan, onunla kavga etmeyen biri aslında düşünmüyordur. sadece ezberini tekrar ediyordur.
aşk da böyledir.
aşk bir kimlik değildir. kimsenin üzerinde taşıdığı bir unvan hiç değildir. aşk, insanın kendinden eksildiği kadar çoğalmasıdır. bir başkasında kaybolurken ilk kez kendini görmesidir.
bu yüzden aşk, iki kişinin buluşması değil, iki yalnızlığın birbirine ayna olmasıdır.
ne tuhaf...
insan kalabalığa karıştıkça yalnızlaştığını söyler; ya hep. ama en büyük yalnızlığını kendi içinde yaşar. kendinden kaçabilen tek canlı yine kendisidir. aynalara bakar, yüzünü görür, ruhunu göremez. yıllar geçer, saçları ağarır,, çocukluğu bir köşede hâlâ dizlerini karnına çekmiş bekler.
biz büyümüyoruz. yalnızca çocukluğumuza yeni mazeretler buluyoruz.
geçmiş dediğimiz şey de yaşadıklarımız değildir aslında. yaşayamadıklarımızın gölgesidir. söyleyemediğimiz cümlelerdir. tutamadığımız ellerdir. cesaret edemediğimiz yolculuklardır. içimizde ölmeyen ihtimaller, mezar taşı olmayan kayıplardır.
''insan bazen yaptığı hatalarla değil, yapamadığı doğrularla yaşlanır'' sonra bir gün mutluluğun peşinden koşmaktan yorulur.
işte o anda anlar ki mutluluk ulaşılacak bir yer değilmiş. bir yükü yere bırakabilmekmiş. bir beklentiyi usulca toprağa gömebilmekmiş. kendini ispat etme telaşından vazgeçebilmekmiş. .
belki de insanın en olgun cümlesi şudur:
"artık hiçbir şeyi kendime borçlu hissetmiyorum."
çünkü istemek, bazen en ağır esarettir. hiçbir şey istememek ise vazgeçmek değil,, varlığı olduğu gibi karşılayabilmektir. suyun akmasına izin vermek, rüzgârı yönetmeye çalışmamak, hayatı kendi adına konuşmaya zorlamamaktır.
ve belki de bütün mesele budur. insan, kendini tamamlamak için değil, eksikliğini sevebilmek için vardır.
çünkü kusursuzluk ölüdür. çelişki nefes alır. eksiklik büyütür. yalnızlık konuşturur. aşk yaralar. irade çoğu zaman teslim olur.
bazı şairler fırtına olmak ister.. sesleriyle ağaçları devirir, gökyüzünü parçalar. bazıları ise imbat olur... kimsenin dikkatini çekmeden gelir ama geldiği her yere nefes bırakır.
şimdilik hepsi bu olsun o vakit. eyvallah İmbat şair.
ayna... cevabı olan, olmayan bütün soruların, kaygıların cevabıdır... istisnalar(nesli tükenmek üzere)hariç eminim ki çoğu insan baksada aynalara kendini göremiyordur.
Şiir okunmanın ötesi dokunulmayı sever ve bazı şiirler çok şanslıdır, aforizmalar 2 gibi
ayna... cevabı olan, olmayan bütün soruların, kaygıların cevabıdır... istisnalar(nesli tükenmek üzere)hariç eminim ki çoğu insan baksada aynalara kendini göremiyordur.
Şiir okunmanın ötesi dokunulmayı sever ve bazı şiirler çok şanslıdır, aforizmalar 2 gibi
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.