0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
108
Okunma
Yorgun bir ruhum ben,
ne tam kırılmış ne tam iyileşmiş…
İçimde yarım kalmış mevsimler dolaşır,
bir türlü bahara dönmeyen kışlar gibi.
Geceler var bende,
saatin durduğu, düşüncelerin yürüdüğü…
Uyku değil bu,
daha çok kendinden kaçamamak hali.
Annemin sesi gibi bir şey var içimde,
hem şefkatli hem sitemkâr…
“Dayan” diyor,
ama dayanmak nerede biter,
insan nerede kendini bırakır,
onu kimse öğretmemiş bana.
Ben çok şey biriktirdim içimde,
söylenmemiş sözler,
yarım kalmış sevgiler,
göz göze gelip de susulmuş anlar…
Hepsi bir odada toplanmış gibi,
kapısı kilitli, anahtarı kayıp.
Bir insan en çok nerede yorulur bilir misin?
Anlaşılamadığı yerde…
Dinlenmediği yerde…
Ve en çok da
“bir şey yok” demeye zorlandığı yerde.
Ben “bir şey yok” demeyi öğrendim,
gülmeyi öğrendim,
kalabalıkta var gibi yapmayı öğrendim…
ama içimdeki çocuk
hiç öğrenemedi susmayı.
Bazen bir pencereye bakıyorum uzun uzun,
sanki oradan çıkıp gidecekmişim gibi kendimden…
ama nereye gidebilir insan
kendi içinden kaçamadıktan sonra?
Yorgunluğum bedenimde değil sadece,
ruhuma sinmiş bir toz gibi…
silindikçe dağılmıyor,
aksine daha da görünür oluyor.
Bir zamanlar hayal kurardım,
çok uzak yerlere gitmek,
her şeyi bırakmak,
sıfırdan başlamak…
şimdi hayaller bile yorulmuş gibi,
onlar da sessiz.
Ama yine de garip bir şey var içimde:
Tükenmişliğin içinde bile
tam sönmeyen küçük bir ışık…
inatçı bir kıvılcım gibi.
Belki de insanı ayakta tutan şey o:
her şeye rağmen “belki” diyebilmek.
Belki bir gün hafifler bu yük…
Belki içimdeki odaların kapısı açılır…
Belki annemin sesi biraz daha az acır…
Belki ben kendime “geç kaldın” demekten vazgeçerim.
Şimdilik sadece buradayım.
Ne güçlü, ne tamamen düşmüş…
Sadece yorgun.
Ve yorgun bir ruhun bile
yaşamaya devam eden bir tarafı var.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.