12
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
197
Okunma
Mühürsüz keder.
zamanın dişlileri arasında
sıkışmış bir hatıra,
yontulmamış taşların üzerinde
yalınayak yürürken
gölgemle çarpışıyorum.
karanlığın
kıyısında
bekleyen o serin rüzgar,
henüz söylenmemiş cümlelerin
ağırlığını taşıyor.
duyuyorum;
fay hatlarında gezen
bir sesin çatlaklarını.
ne bir veda, ne bir merhabadır bu;
sadece,
kendini arayan bir yankının
boşlukta savrulan harfleri.
gözlerinde sakladığın o puslu coğrafyada,
pusulasını yitirmiş martılar,
denizle gökyüzünün
anlaşamadığı bir noktada,
kanat çırpıyorlar.
biliyorum;
ağırlığı kalmamış bir hüznün
kuytusunda,
terk edilmiş bir kalenin
burçlarına asılı kaldı
zaman.
sana,
içimde saklı tuttuğum
o dilsiz itirafı
bir muska gibi
avucuna bırakıyorum.
çözme düğümünü;
bırak,
hâlâ kanasın
o mühürsüz,
o uçsuz
keder.
şimdi,
yalnızlığın mutfağında
yorgun bir ışık,
eşyaların sessizliğine
bürünmüş.
her şey,
birazdan yok olacakmış gibi
fakat,
hiç bitmeyecekmiş gibi
ağır.
yıkılmasın
üzerimize
bu gök
bu yer
bu suskunluk.
sadece kal;
sınır boylarında,
henüz tan vakti gelmemiş,
ağrısı dinmemiş,
o kadim,
o arızalı
yitiklikte...
Hasan Belek-Akçay
27 06 2026
5.0
100% (15)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.