0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
138
Okunma

2017 Şubat,
Soğuğu bıçak, ayazı neşter bir çarşambaydı...
Çocuk ateşlenmişti,
Sanki tüm Ankara o gece Gazi acile gelmişti...
Kapı Önünde küçük bir meydan,
Önü ambulans yolu,
Kaldırımda sıra sıra banklar... Hepsi Refakatçi dolu...
Bir cızırtılı megafon tüm meydanı inletir,
Bankta uyuklayanı ok misali fırlatır.
Hasta isimleri okunur derinden boğuk sesle;
Koşuşturan paltolar, görenler uyku sersemi...
Ambulans sirenine karışan anonslar;
Ölümün yaşamla savaşı, nefesin son nefesle...
Gazi acildeydik; az biraz telaşlı.
Ayak üstü dertleşip iç dökenlerin,
O meydanda geceye umut ekenlerin,
Uykusuz, Aç karnına duman çekenlerin
Ve o gece dünyadan el ayak çekenlerin yurdu...
Yani Azizim Biz de oradaydık,
Meydanda nefesler duman sesler iç acıtası,
Beklediğimiz bir kuru devlet reçetesi...
Ne köşede bekleyene göz takıldı,
Ne duvar dibinde çökene,
Ne bankta uyuyana derdi soruldu,
Ne ne kaldırımda koşana...
Gazi acildeydik... Derdimiz bize dağ,
Aslında düşününce, bahçe, bağ...
2020 Kasım,
Kanser kapımızı çaldı,
Gazi acildeydik, telaşım yüreğimden taştı...
Tahlillerde bir dolu, siyah punto yazılar
Çaresi yok bir gün, annemi alacaklar
Meğer o Duvar dibinde çökenmişim,
Meğer kaldırımda koşanmış eşim...
Anons ile adı çağrılan...
Bankta ceketine sarılıp iğneli halatlarla,
Güneşi gökyüzüne çeken...
Kederini sigara dumanında, ciğerinde öğüten...
2024 Ağustos,
Gazi acildeydik, tüm meydan taştı.
Bir cenaze arabası usul usul yanaştı...
Ses, uğultu kalabalık terane,
Bir kıymetli sesim yitti, artık her yer virane...
Gazi acildeydik... Morgda dediler merhume,
Meydanı kalanlara bıraktık, hiç yitmeyen çilehane
Gazi acil, küçük, dar, sıkış tıkış odalar
Saklayınca toprağa, daha ferahtır mezar...
2026 Haziran,
Çocuk düştü parkta,
Birçok hastane dolaştım geçmişe dalaşmamak için.
Ya Yer yoktu, ya araç çoktu ya da çocuk korktu...
Anladım ki Kendimle yüzleşmekten başka çarem yoktu.
Gazi acile geldik, yine yürek ağırlaştı;
Hafızam keskinleşti her detay koyulaştı...
Bir hemşire geçti az önce koridordan,
Elinde serum setleri, iğnesi kalın kürdan
Anneme de her acilde damar yolu açılırdı.
Kıdemsizler uğraşır, deler deşer bulamazdı.
Bir anonsla sarsılıp, doğruldum kederimden
Kulağımda çığlıklar, hastane kaderinden...
Tedavimiz bitti, çıkacaktık yazılınca reçete,
Bu meydan ıslak, bu meydan ağlanmış peçete.
Az durup nefeslendik meydandan ayrılmadan,
Etrafı seyrettim saate aldırmadan.
Az ilerde duvar dibinde çömelmiş bir ben duruyordu;
Gözünü karanlığa dikmiş, güneşini arıyordu.
Kaldırdı yüzünü baktı, bana bakınca irkildim,
O beni tanıyamadı ama, ben onu çoktan bildim...
Biliyordum ki elbet, bu bahtsız da gülecekti,
Belki de benim yaram yarasına denk gelecekti...
Duvarın dibinde çömelmiş,
Şimdiki beni izliyor.
"Allahtan ümit kesilmez" denenlerin içinden,
"Telaşlanmayın, tez zamanda koşar" denen yana bakıyor.
Bilse ne gariptir o hastane;
Kimine çölde vaha gibi buruk bir neşe,
Kimine dertten yosun tutmuş kasvetli bir köşe...
Kimi geceden kalma, gölgesi duvara mıhlı,
Kimi de boş telaşta, boşuna ahlı vahlı.
Kimi düz yolda yorulmuş, sesinde isyan hali,
Kimi rampada koşturur, tükenmeden hayali.
Kimi derdim var sanır, olmayanı kıskanır...
Kiminin de çaresi yoktur, söylemekten utanır...
O duvar dibindeki ben; o kadar yalnız ve çaresiz ki...
Aslında o ben, hayatın ta kendisi.
Sofrada eksilen tabak,
Mezarlıkta bayram şekeri...
Ne çocuğum duydu çığlıkları,
Ne meydan farketti gördüklerimi,
Ne anons edildi gidenim,
Ne bir dosta rastladı ciğerim...
Yine bende kaldı, yürekte pişti, ciğerde yandı hislerim.
Öyle ki; Gazi acil bir sırlı kasa,
Yüreğim anahtar, ciğerim bin maddeli yasa...
Öyle ki; Gazi acil bir ıssız biçimsiz otogar,
Ne bir el sallayan var,
ne de ardından uğurlayanlar...
Geride bilinmez binbir yürek ağrısı ile kupkuru bir meydan,
"Bir torunun daha olacak" diyememiş, tutuk bir heyecan.
İçinde elli tl, üç beş bozukluk, kimlik kartı ile eski bir cüzdan...
Eşarbın emanetim, kokun hep buram buram;
Geride senin hayalin, ve hep o gittiğin an...
Belki de biraz Uyumalı artık...
Nitekim senle konuşurken,
telefonlara ihtiyacım yok.
Belki suretin değişmiştir;
Belki gölgemde serinleyen karınca,
Ya da Bir sokak kedisi ayağıma sarılınca,
Bir kuş pencereme yanaşınca,
Belki bir çiçek baharsız da açınca,
Geliyorsundur kim bilir?
Ya da yağmurun ilk damlası çatıma düşünce,
Ana sütü gibi ab-ı hayatı, gökle yer bölüşünce...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.