0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
28
Okunma
Bir zamanlar kilidini kaybetmiş eski bir sandığın içinde kaldı hayatım.
Ne zaman açmaya kalksam,
pas tutmuş hatıralar dökülüyor avuçlarıma.
Kimi bir fotoğrafın arkasına saklanmış,
kimi yarım bırakılmış bir vedanın içinde kurumuş.
Bazı acılar vardır;
üzerinden yıllar geçer,
rengi solar sanırsın.
Meğer sadece karanlıkta bekliyormuş.
Bir ses,
bir koku,
bir sokak lambasının altında görülen siluet...
Yeter de artar bile.
İnsan bazen bir ömrü,
unutamadığı tek bir anın etrafında dönerek geçiriyor.
Ben de öyle yaptım.
Bir kuşun kırılan kanadı nasıl gökyüzünü unutamazsa,
ben de bazı isimleri unutamadım.
Herkes hayatı boyunca bir yere varmaya çalışıyor.
Ben dönüp dolaşıp aynı boşluğun kıyısına geldim.
Üzerinde oturulmaktan yorulmuş eski bir bank gibi kaldım.
Yağmurlar geçti üzerimden.
Mevsimler değişti.
Şehirler değişti.
Yüzler değişti.
İçimde bekleyen o eksiklik yerinden kıpırdamadı.
Geceleri pencereyi açıyorum bazen.
Karşı apartmanların ışıkları tek tek sönüyor.
Sanki bütün dünya evine dönüyor da,
ben yolda unutulmuş son bavul gibi kalıyorum.
Kimsenin sahiplenmediği,
kimsenin aramadığı,
sadece bekleyen bir bavul.
Gariptir...
İnsan en çok da anlatamadıklarının altında kalıyor.
Söylediklerim değil gerçekler yoruyor beni.
Dilimin ucuna kadar gelip
geri dönen cümleler yoruyor.
Bir ömür boyunca kapısı çalınmamış evler vardır.
Benim içimde de öyle odalar var.
Perdeleri kapanmış.
Tozu yıllarca alınmamış.
Pencereleri çoktan örümcek ağlarına teslim olmuş.
Oralarda hâlâ bazı hayaller oturuyor.
Gitmeyi reddeden misafirler gibi.
Çocukluğuma dönüp bakıyorum bazen.
Kırık bir uçurtmanın peşinden koşan bir çocuk görüyorum.
İpi kopmuş.
Gökyüzü çok büyük.
Kendisi çok küçük.
Yine de koşuyor.
Yine de yetişeceğine inanıyor.
İnsan büyüyünce anlıyor;
Bazı uçurtmalar geri dönmüyor.
Bazı trenler beklemiyor.
Bazı insanlar özlenmeye devam ediyor.
Hayat dediğimiz şey de biraz buna benziyor galiba.
Kıyıya vurmuş bir şişenin içindeki mektup gibi...
Kime yazıldığı unutulmuş.
Kimden geldiği bilinmiyor.
Ama yine de okununca insanın içini acıtıyor.
Bugünlerde kendimi en çok buna benzetiyorum.
Bulunmuş ama ait olduğu yere ulaşamamış bir mektuba.
Yarım kalmış bir türkünün son kıtasına.
Kül olmuş bir yangının altında hâlâ sıcak duran son kor parçasına.
Dışarıdan bakınca sıradan bir gün gibi görünen şeylerin içinde,
küçük kıyametler yaşıyor insan.
Kimse fark etmiyor.
Çünkü bazı enkazlar sessiz çöküyor.
Toz bile kaldırmadan.
Sonra biri çıkıp hâlini soruyor.
Göğsünün ortasında yıllardır taşıdığın ağırlığı,
bir ömre sığmayan eksiklikleri,
geç kalmış özürleri,
yarım kalmış sevdaları tek cümleye sığdırman gerekiyor.
Oysa insan bazen bir cümle değildir.
Yıkılmış bir mahalledir.
Kapıları sökülmüş bir evdir.
Pencerelerinde artık kimsenin beklemediği bir akşamdır.
Adı haritalardan silinmiş,
sokaklarında yalnızca hatıraların dolaştığı bir viranedir.
Ben de gülümsüyorum.
İçimde kaç şehir yıkıldı, kaç mevsim göçtü, kaç kişi eksildi anlatmadan...
Öyle işte.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.