0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
22
Okunma
Bu çalışma; büyük, mutlak ve çoğunlukla ulaşılmaz olan ’güneş’ kavramı yerine, küçük, kırılgan fakat yanı başında duran ’ateş böceği’ imgesi üzerinden bir umut ve varoluş sorgulamasıdır. Şiir, genel geçer ve idealize edilmiş sevgi söylemlerine mesafeli durarak; hayatın getirdiği ham gerçekliği, aidiyetsizliği ve şüpheyi somutlaştırmayı amaçlar. Göksel olan ile yeryüzünün derme çatma gerçekliği arasında kurulan bağ, insan ruhunun sığınma arayışını ve inanma ihtiyacını kendi içsel paradoksuyla ele almaktadır.
Güneşten ziyade ateş böceğidir benim umudum.
Güneş vurmayan derme çatma damımda,
Yıldızları benle seyreder ateş böceği.
Belki ölü bir yıldızdan kalan son parçadır,
Belki de sokak lambasını yansıtan bir ayna.
İnanmam sevgi taşıdığına o küçük zerrenin;
Elbet görmüştür sevip sevilen elleri.
Kimi aşkı ona mal etmiştir,
Kimi böcek ilacıyla zehirlemiştir onu...
Benim umudumu...
Siyah okyanuslarda bir zerreyken turuncu ışığına tutundum.
Hayatın sillesini yükledim ben ona, aşkı değil.
Bir gün dönersen sevgi dolu ellerden ateş böceği,
Heybende beni de götür; görüp de inanırım belki.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.