0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
34
Okunma
İÇİMDEKİ İNSAN
İçimde bir insan var gülüm,
Ne zaman gece inip de şehrin omzuna yaslansa,
ne zaman rüzgâr eski bir türkünün kırık sesini taşısa uzaklardan,
gelip oturuyor karşıma.
Bir şey demiyor önce.
Sessizliğini bırakıyor masaya.
Ben susuyorum.
O susuyor.
Sonra yıllardır üstünü örttüğüm ne varsa,
bir bir kalkıyor yerinden.
Çocukluğum geliyor önce.
Tozlu bir yaz akşamı gibi.
Annemin sesi geliyor ardından.
Sıcak ekmek kokuları, uzak bahçeler, dönülmeyen yollar...
Ve birden anlıyorum:
İnsan büyümüyor gülüm,
yalnızca çocukluğundan uzaklaşıyor.
İçimdeki insan çok yürüdü.
Dağların gölgesinden geçti.
Şehirlerin kalabalığından geçti.
Dost sofralarından, mezar başlarından, yarım kalmış sevdalardan geçti.
Her geçtiği yerde biraz kendini bıraktı.
Bir bakışta eksildi bazen.
Bir sözde kırıldı.
Bir sessizlikte dağıldı.
Ama kimse görmedi.
Çünkü bazı acılar vardır;
Kanamaz.
Bağırmaz.
Kimseye görünmez.
Sadece insanın içine çöker.
Taş olur.
Yük olur.
Ve bir ömür boyunca insanın yüreğinde taşınır.
Bir vakitler göğe daha çok bakardım gülüm.
Bulutların nereye gittiğini merak ederdim.
Kuşların hangi dağları aştığını.
Yağmurun hangi denizlerden geldiğini.
Sonra hayat yetişti peşimden.
Kapılar kapandı.
İnsanlar değişti.
Yollar uzadı.
Ve ben,
Bir zamanlar dünyaya hayretle bakan gözlerimi
ayrılıkların ve özlemlerin arasında kaybettim.
Şimdi ne zaman bir çocuk görsem,
İçimde unutulmuş bir mevsim uyanıyor.
Sanki yıllardır kapalı duran bir pencere açılıyor.
İçeri güneş doluyor.
Ve hayatın bütün ağırlığı,
Bir anlığına omuzlarımdan çekiliyor.
İçimdeki insanın en büyük yarası ayrılıktır gülüm.
Ölüm kadar sessiz,
Ölüm kadar kesin.
Bir gün dönüp baktığında,
En çok sevdiklerinin birer hatıraya dönüştüğünü görüyorsun.
Kiminin mezarı kalıyor geriye.
Kiminin sesi.
Kiminin bir fotoğrafı.
Kimininse yalnızca adı.
Ve insan,
En çok da onların yanında bıraktığı kendini özlüyor.
Bir şarkı duyunca ansızın,
Bir koku değince yüzüne,
Yıllardır kapalı duran kapılar açılıyor içinde.
Bir yüz beliriyor karanlıktan.
Bir gülüş.
Bir ses.
Bir yaz akşamı.
Ve kalbin,
Eski bir yara gibi yeniden sızlıyor.
Şimdi ömrün kıyısında oturmuş gibiyim.
Arkamda geçen yıllar.
Önümde sessiz bir akşam.
Ve düşünüyorum:
Ne kaldı bunca zamandan?
Bir avuç hatıra.
Birkaç dost yüzü.
Birkaç yarım şiir.
Biraz keder.
Biraz umut.
Hepsi bu.
Koskoca bir ömrün özeti,
Belki de birkaç güzel anıdan ibaret.
Bir annenin duası.
Bir dostun omzu.
Bir çocuğun gülüşü.
Bir sevdanın sıcaklığı.
İnsan bazen yıllarca yaşar da,
Bütün ömrünü ayakta tutan şeylerin
Ne kadar küçük ve ne kadar kıymetli olduğunu geç fark eder.
Ve şimdi biliyorum gülüm;
İnsan düşmanıyla savaşarak yorulmuyor.
İnsan,
Kendi içinde gömdükleriyle yoruluyor.
Söyleyemediği sözlerle.
Sarılamadığı insanlarla.
Tutamadığı ellerle.
Geç kalınmış özürlerle.
Ve dinmeyen özlemlerle.
Bir gün ben de gideceğim.
Bir rüzgâr geçecek adımın üstünden.
Bir yağmur silecek ayak izlerimi.
Dünya kaldığı yerden devam edecek.
Ama isterim ki,
İçimde yıllarca yaşayan o insan,
Son nefesine kadar göğe bakabilsin.
Çünkü bütün ömür boyunca öğrendiğim tek şey varsa,
O da şudur:
İnsan,
İçindeki insanı kaybettiği gün yaşlanır.
Merhametini kaybettiği gün eksilir.
Umudunu yitirdiği gün karanlığa yenilir.
Ve bütün yollar bittiğinde,
Geriye ne servet kalır,
Ne alkış,
Ne de adımız...
Yalnızca yüreğimizde yaşatabildiğimiz insan kalır.
Ben hepsini taşıdım gülüm;
Yaralarımı da,
Sevinçlerimi de,
Eksiklerimi de...
Ve ömrün sonunda,
Kendimden geriye
Yalnızca içimdeki insan kaldı.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.