1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
52
Okunma
Allı da güzeldi
Morlu da…
Kadın güzeldi.
Rengi değildi onu güzel yapan,
ne omzuna düşen şalın usul ağırlığı
ne de saçlarına değen akşam ışığı…
Kadın, bakışının içindeki suskunlukla güzeldi.
Bir şehir gibi taşıyordu kendini,
kalabalık ama yalnız,
her sokağında başka bir hikâye,
her köşesinde biraz daha eksilmiş bir çocukluk.
Allıydı bazen,
yanaklarında utangaç bir bahar,
gülüşü aceleci, kalbi telaşlı…
dokunsan dağılacak gibi,
ama aslında dokunulmayı en çok o isterdi.
Morlu olurdu sonra,
gecenin koyu yerlerinde saklı bir yara gibi.
Sesi kısılırdı,
kelimeler boğazına dizilir, geçemezdi.
O zaman anlardın,
güzelliğin bazen acıyla beslendiğini.
Kadın güzeldi…
Çünkü gitmeyi de biliyordu kalmayı da.
Bir “kal”ın ağırlığını taşırken
bir “git”in sessizliğine sığınabilecek kadar güçlüydü.
Ve bir adam sevdi onu,
renklerinden bağımsız,
yorgunluğundan haberdar,
suskunluğunu anlayacak kadar yakın…
ama tutamayacak kadar uzak.
Allı da güzeldi kadın,
çünkü umut vardı içinde,
her şeye rağmen yeniden başlayabilecek kadar inatçı.
Morlu da güzeldi,
çünkü kırılmıştı
ve kırılan her şey gibi
içinden ışık sızıyordu.
Kadın güzeldi…
Bir şiirin ortasında durur gibi,
ne tam başı ne de sonu,
okudukça derinleşen,
anladıkça insanı kendine çeken.
Şimdi,
ne allı kaldı ne moru…
bir renk çekildi üzerinden hayatın,
geriye sadece onun yokluğu kaldı.
Ama bil ki—
bir kadın geçti bu dünyadan,
renkleriyle değil,
yüreğinin ağırlığıyla iz bırakan.
Allı da güzeldi,
morlu da…
Kadın en çok,
kendiyken güzeldi.
Hüseyin Erdinç
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.