1
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
49
Okunma
Bildirimler düştü önce sessizliğin ortasına
Ehemmiyetsiz bir gürültü, metalik bir sızı...
Fırlatıp attım uzağa, bıkkınlığın o kör öfkesiyle;
Lakin ses, ben kaçtıkça sokuldu içime,
Daha yakından, daha cüretkâr, daha diri.
Avucumda patlamaya hazır bir hiddetle açtım;
Sesim, öfkenin tunçtan heykeli!
Karşıda ise asude bir bahar, dingin bir nehir...
"Üstat, ben..." dedi;
Zamanın ötesinden sızan o büyülü tını.
Derin mavilikte süzülen bir balığın sükûtu,
Gökyüzünü kucaklayan bir kuşun hürriyeti gizliydi kelimelerinde.
Sözleştik;
Geceye sığmadı vuslat, yarına geç kalacaktık.
"Bir kahve," dedim,
Gülümsedi sesindeki o kadim hatırayla:
"Kırk yıl hatrı olsun diye..."
İnsanın insandan kaçtığı bu devirde,
İnsanın insana şifa olduğu o yere, tam vaktinde vardık.
Sarıldık; kırk yıllık bir açlıkla, bir sancıyla...
Gözlerimize bulutlar indi, ağladık;
Yaşlar mı içimize aktı, yoksa Haliç mi gözlerimize?
Mahşeri bir kalabalıkta, iki kişilik bir ıssızlıktık biz.
Kahveler söylendi: İki tane, sade.
Şekerin adı tatlıydı ama sohbetin yanında hükümsüz.
Piyer Loti’de yarınları fısıldaştık,
Denize karşı Sur’u bekleyen o mahzun taşların gölgesinde.
Cümleler, ömrün darlığıyla yarışıyordu.
"Ah İstanbul!" dedi sesi titreyerek,
"Hep yarım yaşıyoruz; zamanı, mekânı ve insanı..."
Daha değmeden dudaklarına kahvenin buğusu,
Fincan, parmaklarından bir sonbahar yaprağı gibi süzüldü.
Göz göze geldik;
Söyleyemediği bin yıllık bir ah kaldı bakışlarında.
Bedeni, o düşen fincanın kaderini izledi...
Donakaldım.
Hayat, o "kırk yıllık hatra" bir yudumluk nefes borçlu kaldı bize.
Şimdi Pierre Loti’de rüzgâr, yarım kalmış bir ağıt;
Ve benim gözlerim, kışın tam ortasında bahara gebe...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.