6
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
194
Okunma

Kaç takvim düştü duvardan,
kaç Haziran, Temmuz, Ağustos geçti…
Ama ben seni
hiçbir ayın içinde bulamadım.
Toprağa damlayan gözyaşlarım
bir karıncanın iziydi;
yavaş, sessiz
ama derine işleyen.
Mecalim tükenmişti.
Sensizlik içimde ağır bir yük,
adı konmamış bir yara gibi.
Kaç kez elim saçlarıma gitti,
kesip atacak kadar yoruldum…
Ama kıyamadım.
“Bir gün ansızın gelirsin” diye
kendimi oyaladım.
Saçlarım uzadı,
bir masalın içinde sıkışmış gibi…
Ama ben masal değilim,
ben bekleyişin ta kendisiyim.
Bu sensizlik
beni bende eksiltti,
parça parça tüketti…
Ama yine de gelmesende..
Razıyım beklemelere..
Yeter ki bu kalp
senin için atmaya devam etsin.
Bir gün…
gelirsin diye umut ediyorum..
o yüzüne dokunabilir miyim diye
yaşıyorum hâlâ.
Çünkü ben
seni düşündükçe değil,
sensiz kaldıkça
yavaş yavaş kayboluyorum.
Sensizliğin kefenini giyeceğimi bilsem bile
beklerim…
son nefesime kadar.
Gözlerim unuttu gülmeyi,
yüreğim sancılar içinde kıvranıyor.
Ve ben…
her geçen gün biraz daha
sana doğru ölürken yaşıyorum.
Gırtlağa kadar dolu olup susmak var ya…
işte bendeki acı öyle.
Bağırsaydım,
taşlar bile dile gelirdi.
Ama sustum…
Hıçkırıklarım içime aktı,
yüreğime doldu.
Ve ben
içimde büyüyen bu acıyla
sessizce dağıldım.
Hazin bir aşk hikâyesi düştü kaderimize.
Bu dünyada kavuşmamız imkânsız.
Yaşayamadığım seni
mahşere bıraktım…
acısıyla, kaderiyle.
Adımız yazılsın büyük harflerle…
Bu dünyada kavuşamayan,
ama ölümüne seven iki bedendik biz;
tek bir ruhta yaşayan ama kavuşamayan..
Kalem yazdı…
mürekkep kurudu.
Asya Öztürk
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.