1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
31
Okunma
Her şey, okulun o gürültülü koridorunda, senin kalabalığın arasından bir gölge gibi sıyrılıp geçmenle başladı. O zamanlar dünya, sınıf kapısı ve okul bahçesi arasındaki o dar alandan ibaretti. Benim dünyam ise, senin oturduğun sıranın üç sıra arkasında, her teneffüs başını çevirmeni beklemekle sınırlıydı.
Defterlerimin kenarları ders notlarıyla değil, senin adının baş harfleriyle doluydu. Kantin sırasındaki o kısa karşılaşmalar, sanki dünyanın en önemli randevusuymuş gibi kalbimi yerinden çıkarırdı. Ama aramızda görünmez bir duvar vardı; ne senin geçtiğin yollara çıkmaya cesaretim vardı, ne de o iki kelimeyi bir araya getirip yanına gelmeye.
Ulaşamamak, sadece fiziksel bir mesafe değildi; bir çocukluk utancı, bir "ya reddedilirsem" korkusuydu. Okul çıkışında servisine binişini uzaktan izlemekle yetinirdim. Sen başka bir yöne giden bir yolcuydun, bense durağını hiç öğrenememiş bir bekleyen.
Zil çaldı, yıllar geçti, o okulun boyaları eskidi. Herkes büyüdü, hayat yolları birbirinden ayrıldı. Ama ne zaman o eski binanın önünden geçsem ya da ismini bir yerde duysam; kalbimde hala o ulaşılamayan, yarım kalmış, hiç verilmemiş bir mektubun sızısı uyanır. Sen, benim asla tamamlanmayan en güzel hikâyemsin.
Eflal
Bir isim ki, ötelerden bir muştu gibi,
Cennet bahçesinde dal budak salan.
Ruhun en derininde gizli bir vadi,
Dünya gürültüsünde en saf, en yalan olmayan.
Gözlerinde yeryüzünün ilk bahar sevinci,
Adında saklı o en yüce ağacın gölgesi.
Sen ki hem topraksın, hem göğün incisi,
Zamanın ötesinden gelen bir huzur sesi.
Ne rüzgar incitir seni, ne hazan soldurur,
Köklerin vefadır, yaprakların merhamet.
Varlığın kalbe sükûnet doldurur,
Seninle başlar her güzel hikâye, her niyet.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.