1
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
200
Okunma
Güneşin terk ettiği o kör kuyuya,
Uykusu bölünmüş huysuz uykuya,
Ruhun teslim olduğu o son duyguya,
Beni sorun yankısı kesilmiş vadilere.
Zirvesi kar tutmuş, başı dumanlı,
Yolları geçit vermez, bakışı kanlı,
Mağrur duruşuyla her an isyanlı,
Beni sorun o göğe sığınan dağlara.
Sabırla ufalanıp toza dönene,
Kaderin elinde söze dönene,
Bağrı yanık kalıp köze dönene,
Beni sorun dilsiz ve sağır taşlara.
Beyaz duvarlarda yankılanan ah’a,
Ulaşamayan o mahzun sabaha,
Emanet canların düştüğü vaha,
Beni sorun koridorları soğuk hastanelere.
Gece yarısında çalınan kapıya,
Taş binalardaki o sert yapıya,
Zulmetin çöktüğü her bir kapıya,
Beni sorun uykusuz duran karakollara.
Göçmen kuşların yorgun kanadına,
Hayatın o bitmek bilmez inadına,
Hasretin kazındığı her bir adına,
Beni sorun rüzgârın estiği her yere.
Gurbeti sırtında hırka yapana,
Doğruyu ararken aşktan sapana,
Kendi içindeki nura tapana,
Beni sorun o bitmez yolculuğa.
Ben ki; bir deryada yüzen zerreyim,
Belki bir ateşte yanan kerreyim,
Hem bir hicran, hem de birer muştuyum,
Beni sorun aynadaki o sırra.
Yarım kalmış mektupların içinde,
Feleğin vurduğu binbir biçimde,
Söndürülen her bir hayat şem’inde,
Beni sorun savrulan küle, rüzgâra.
Adım silinirse eğer dillerden,
Haber gelmez ise uzak illerden,
Vazgeçersem bir gün gonca güllerden,
Beni sorun sahipsiz kalan mezarlara.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.