1
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
111
Okunma

"gecenin hırkasını sırtına geçirmiş bir gölge,
eski bir dergâhın eşiğinde,
kendi gömülüşünü izledi o gece."
kalbi,
bir kuşun kanadından hafif
ne uçabiliyor sonsuzluğa,
ne de yere düşüp,
kurtulabiliyor bu dünya ağrısından
.. dudağında yarım kalmış bir zikir:
adını unutmuş,
ama acısının her harfini ezberlemiş
’ney sesinin inceldiği o son noktada duruyor;
ne tam var olabiliyor
ne de tam yokluğun huzuruna eriyor.
sadece izliyor;
küllerinin rüzgârda savruluşunu
önünde yükselen duvarın çatlamaya hazır yerinden bir sızıntı iniyor göğsüne
incecik bir ışık,
tozların arasında raks eden bir mucize:
öyle görkemli bir saray falan değil,
tanrı’nın yoksulun sofrasına bıraktığı tek bir zeytin tanesi gibi duru...
gelip tam göğüs kafesinin üzerine oturuyor,
hani insanın boğazında düğümlenen
yumru vardır ya,
İşte tam oraya, "geçti" der gibi dokunuyor
ve bütün o dinsel kitapların sustuğu yerde,
tanrı, o yarık üzerinden fısıldıyor:
"Seni kırmasaydım, ışığı nereye koyacaktım?"
5.0
100% (3)