2
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
437
Okunma

Sabah uyandım.
Yastığın kenarında biraz sızkın vardı.
Ne toz gibi,
ne duman gibi,
daha çok dün gece söylenmeyip
pencereye bırakılmış bir cümle gibi.
Parmağımla yokladım.
Parmaklarım hafifçe kederlendi.
Demek ki bazı kelimeler
elle tutulunca
insanın nabzını değiştiriyor.
Yatağın altına baktım
terliklerim bile biraz sızkın olmuştu.
Sağ terlik sola küs,
sol terlik dünyaya.
Bir evde terlikler konuşmuyorsa
orada mutlaka
fazla miktarda sızkın vardır.
Pencereyi açtım.
Sokağa biraz döküldü.
Bir güvercin kondu balkona,
boynunu sağa sola çevirdi,
sonra sanki devlet sırrıymış gibi
hiçbir şey olmamış gibi yürüdü.
Güvercinler
dünyanın bütün şiirlerini okumuş
ama hiçbirini ciddiye almayan
küçük memurlardır.
Bir simitçi geçti.
“taze simit!” diye bağırdı.
Sesinde de vardı biraz sızkın.
Çünkü insan
ekmek satarken bile
bir yerinden eksiliyor.
Kahve yaptım.
Fincanın içinde
küçük bir sızkın girdabı dönüyordu.
Şeker attım.
Erimedi.
Şeker erir normalde
ama sızkın varsa
her şey biraz inatçı olur.
Sandalyeye oturdum.
Sandalye gıcırdadı.
Sandalye dedi ki:
“Bu evde fazla düşünülüyor.”
Haklıydı.
Çünkü düşünce
fazla tutulunca
insanın cebinde delinmiş bir ay gibi
yavaş yavaş sızkın akıtır.
Sonra sokağa çıktım.
Kaldırım taşları
yıllardır bastığımız kelimelerdir.
Bir tanesine bastım
içinden eski bir akşam çıktı.
Bir başkasına bastım
oradan bir çocukluk koştu.
En son taşın altından
kocaman bir sızkın çıktı.
Anladım ki
şehirler
aslında büyük sızkın depolarıdır.
Otobüse bindim.
Şoför direksiyona
sanki dünyayı park edecekmiş gibi bakıyordu.
Bir yolcu uyuyordu,
bir yolcu düşünüyordu,
bir yolcu da telefonuna bakıp
kendi hayatından kaçıyordu.
Otobüslerin içinde
her zaman biraz sızkın bulunur.
Çünkü herkes
başka bir yere gitmek ister
ama hep aynı yere varır.
Akşam olunca
gökyüzü turuncu bir zarf gibi kapandı.
Ay
yırtık bir posta pulu.
Yıldızlar
adresini unutmuş noktalar.
Ben de eve döndüm.
Kapıyı açtım.
Evde yine o vardı.
Masanın üstünde
uslu uslu bekliyordu.
Yanına oturdum.
Dedim ki:
“Sen kimsin?”
Bir süre sustu.
Sonra fısıldadı:
“Ben sızkın değilim.”
“Ben
insanın içinden yavaşça eksilen
küçük dünyayım.”
O anda anladım.
Biz bazen üzgün değiliz.
Bazen yalnız da değiliz.
Sadece
içimizden sessizce geçen
uzun bir sızkının içinden yürüyoruz.
Ve kimse fark etmiyor.
Çünkü dünya
çok gürültülü bir yer.
Sızkın ise
hep fısıltıyla konuşur.
5.0
100% (5)