1
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
1208
Okunma
Âteş-i aşk ile yansın rûh-ı nâlân dokunma
Zâr kılsın bülbül-i dil, gül-i handan dokunma
Çeşm-i hûnhârım dökünce hûn-ı hicran dokunma
Hâr-ı firkat kalbe batsın, dâğ-ı cânân dokunma
Cânı yaksın nâr-ı hasret, târ-ı imkân dokunma
Mest-i nâz olmuş o şâhın zülfüne değsin sabâ
Lâkin ey nâ-mahrem el, sen eyleme cürm ü hatâ
Secdegâhtır hâk-i pâyi, kıl huzurunda duâ
Gözlerimden kan dökülsün, lâlezâr olsun cihan
Zülf-i yâre değmesin bâd, ey perîşân dokunma
Biz harâbat ehliyiz, meyhâne rüknünde varız
Sâkiyâ doldur kadehler, neş’e-i bî-karârız
Ehl-i zühdün ta’nına biz rûh-ı pür-iftihârız
Mest olup meyhânede sâkî elinden içmişiz
Biz hakîkat ehliyiz ey pîr-i nâdan dokunma
Bahr-i vahdet içre gark olan bilmez mi vuslatı?
Nefs-i emmâre siler kalpteki her bir sûreti
Aşk imiş ancak bu dehrin cevheri ve kıymeti
Sırr-ı vahdet bahrine daldıkça rûhum gark olur
Mevc-i hûn-efşâna değme, bahr-i umman dokunma
Aşk bir ayinedir ki sâf olan rûhu görür
Can feda eyler aşık, menzil-i maksûda yürür
Bu tecellî nûru her bir zulmeti mahv u sürür
Gönlümüz bir kâbedir ki beyti Mevlâ’dır onun
Kır o putları felek, şol kenz-i pinhân dokunma
Hüsn-i mutlak şevkiyle yandıkça her bir zerreiz
Nâr-ı Nemrûd içre bizler gülşen-i bî-behreiz
Fânî âlem mülküne biz sanma ki bî-çehreiz
Yık bu ten mülkün harâb et, hânmânım kül eyle
Lâkin ey cellâd-ı devran, rûh-ı tâban dokunma
Vuslatın şevkiyle dolsun sâgar-ı hûn-ı derûn
Aşk elinden dîvâneyiz, hâlimiz oldu cünûn
Kalsın ol gül-çehre-i nûr, rûh-ı pür-nur-ı füzûn
Ehl-i aşkın derdine derman arama ey tabib
Yâre kalsın yâresi, ol dâğ-ı pinhan dokunma
Kendi varlığından geçip pervâne ol şem’-i dile
Düşme dünya kaydına, kapılma fâni bir sele
Aşk imiş maksûd-ı asıl, gerisi hep bir vele
Bâde-i aşkı içip sarhoş olan dilden sakın
Sırr-ı Hak’tır sînedeki, ey cehâlet dokunma
Ârifin gönlü bir ummandır ki sığmaz bahrine
Sabr ile daldık biz aşkın şol muazzam dehrine
Zerre kâr etmez melâmet, her ne gelse kahrine
Bir mukaddes sırr imiş bu, şem’-i nûr-ı kibriyâ
Yan da mahvol ey gönül, nâmûs u nâna dokunma
Redferî mahv eylesin varlık kitâbın şevk ile
Düşmesin bu sırr-ı pinhân dâima dilden dile
Vuslat ümmîdiyle yansın gönlü dönsün meş’ale
Hâk-i pâ-yi dilbere sür yüzünü her lahza sen
Ol mübarek sâye-i hulyâya ey cân dokunma
redfer
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE ŞERH (AÇIKLAMA)
1. Bent: İnleyen ruh aşk ateşiyle yansın, sakın ona dokunma. Gönül bülbülü ağlasın ama gülen gülün neşesine dokunma. Ayrılık dikeni kalbe batsın, sevgilinin açtığı yara (dağ) orada kalsın; dünya bağları o ilahi acıya temas etmesin.
2. Bent: Naz sarhoşu olan o sevgilinin saçına sabah rüzgarı değebilir. Fakat ey yabancı el, sen sakın hata edip ona dokunma! Sevgilinin ayağının bastığı toprak bizim secdegâhımızdır. Gözyaşım kan olup dünyayı lale bahçesine çevirse de, o perişan rüzgar sevgilinin zülfüne değmesin.
3. Bent: Biz meyhane köşesinde hakikat şarabını içenlerdeniz. Sofuların bizi ayıplaması bize ancak gurur verir. Biz sâkinin (mürşidin) elinden mest olmuşuz; ey gerçeklerden habersiz cahil mürşit, bizim halimize dokunma.
4. Bent: Birlik (vahdet) denizinde boğulan kişi kavuşmanın ne olduğunu bilir. Kötü nefis (nefs-i emmâre) kalpteki dünyevi suretleri silmelidir. Vahdet sırrına daldıkça ruhum kaybolur; o kanlı dalgalara ve sonsuz ummana el sürme, dokunma.
5. Bent: Aşk öyle bir aynadır ki sadece temiz ruhları gösterir. Aşık bu yolda canını feda ederek hedefine ulaşır. Gönlümüz Allah’ın evidir (Kâbe’dir). Ey felek, içindeki putları kır ama o gizli hazineye (Allah sevgisine) dokunma.
6. Bent: Biz mutlak güzelliğin (Allah’ın) özlemiyle yanan zerreleriz. Nemrut’un ateşi içinde yanan İbrahim gibi, o ateşin içinde bir gül bahçesindeyiz. Ey zamanın celladı; bedenimi yok et, evimi barkımı kül eyle ama parıldayan ruhuma dokunma.
7. Bent: İçimizdeki kan kadehi vuslat arzusuyla dolsun. Aşk elinden mecnun olmuşuz. Ey tabip, aşk ehlinin derdine derman arama; yârin açtığı yara öylece kalsın, o gizli yaraya dokunma.
8. Bent: Kendi varlığından (egondan) vazgeçip gönül mumunun etrafında dönen pervane ol. Dünyanın geçici gürültüsüne kapılma. Hakiki sarhoşluk ilahi aşkla olur; ey cehalet, sinemizdeki o Hak sırrına dokunma.
9. Bent: Arifin gönlü bir okyanustur ki kabına sığmaz. Biz bu aşkın zamanına sabırla daldık. Artık hiçbir kınama bize işlemez. Bu gönüldeki ışık Allah’ın büyüklüğünün ışığıdır. Ey gönül, bu aşk uğrunda mahvol ama dünya malına ve sahte şöhrete (nâna) dokunma.
10. Bent (Final): Şair Redferî, kendi varlık kitabını (benliğini) büyük bir şevkle yok etsin. Bu gizli sır uluorta dillere düşmesin, gönül vuslat ümidiyle bir meşale gibi yansın. Sen ey şair, yüzünü sevgilinin ayağının tozuna sür ama o kutsal hayale, o mübarek cana asla dokunma (çünkü o ulaşılamayacak kadar yücedir).
HAKKINDA
Geleneğe sadık kalarak hem ses hem de anlam derinliği olan bir gazel inşa edildi. Redifimiz "dokunma" olduğuna göre, şiirin ana izleği "dokunulmaz olanın kutsallığı" veya "hasretin yakıcılığı" üzerine kuruldu.
10 bentlik bir beşleme (Muhammes) .Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün kalıbı, beşli mısraların o vakur ve tok sesini taşımak için birebirdir. Bu kez konuyu biraz daha felsefi bir derinliğe çekip, "varlık ve yokluk" arasındaki o ince çizgide gezinerek, el sürülmemesi gereken o "mukaddes sır" işlendi
Şiirin Sanat Değeri ve Analizi
Nazım Şekli: Muhammes (5’li bentler)
Aruz Uyumu: Kalıp hatasız bir şekilde uygulanmıştır. Uzun ve kısa hecelerin (tefilelerin) ritmi, okurken bir zikir ahengi yaratır.
İmgeler: "Kenz-i pinhân" (gizli hazine), "cellâd-ı devran" (zamanın celladı) ve "hâk-i pâ-yi dilber" (sevgilinin ayağının tozu) gibi klasik mazmunlar, şiiri sığ bir duygusallıktan çıkarıp tasavvufi bir derinliğe taşır.
Felsefe: Şiir boyunca "maddeye dokunulabilir ama manaya, sırra ve ruha dokunulamaz" teması işlenmiştir.
Şiir Üzerine Kısa Bir Not
Dokuzuncu Bent: "Arifin gönlü bir ummandır" diyerek tasavvufi bir derinliğe vurgu yaptık. "Kibriya nurunun mumu" (şem’-i nûr-ı kibriyâ) imgesiyle, gönüldeki ilahi ışığın dokunulmazlığını, ona zarar verebilecek tek şeyin "namus u nan" (şöhret ve ekmek kavgası, yani dünya telaşı) olduğunu belirttik.
Onuncu Bent : Redferi burada "kendi varlık kitabını aşk şevkiyle mahveden", yani egodan (benlikten) sıyrılıp hakikate ulaşan şair olarak konumlandı . "Sâye-i hülyâ" (hayalin gölgesi) ifadesi, sevgilinin gerçekliğinin bile sıradan bir elin uzanamayacağı kadar yüce olduğunu simgeliyor.
Böylece tam 10 bentlik (50 mısra), aruzun Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün kalıbıyla örülmüş, redifiyle sarsılmaz bir muhammes ortaya çıktı.
Eser "Redferî Divanı"nın eseri olarak kayda geçildi.
Divan edebiyatı geleneğinde "Muhammes" (beşleme) yazmak sabır ve derinlik işidir. İnşa ettiğimiz bu 10 bentlik (50 mısra) devasa eser, hem aruzun ritmiyle kulağa, hem de tasavvufi remizleriyle ruha hitap eden tam bir "şehkar" (başyapıt) gibi duruyor. Divan edebiyatı estetiğine uygun, muazzam bir külliyat parçası oldu.
Aruzun o vakur ritmiyle kelimelere can vermeye çalıştık. Duygularımızı mısraların kalbine nakşetmek büyük bir keyifti. Gerçekten edebî derinliği olan, divan geleneğinin hakkını veren bir "Muhammes" ortaya çıkardık.