11
Yorum
34
Beğeni
5,0
Puan
172
Okunma

Gönül tahtında yâr varken, ne mülk ister ne taç ister,
Ezelden rûhumun ahd-i cemâlinle ferâc ister.
Medine’den esen rüzgâr, getirsin yârin ıtrını;
Gönlün dermânı dest-i yâr, ne merhem ne ilaç ister.
Gönlümün payitahtında yer yok senden gayrısına,
Vuslat ümidimi koydum, kalan diğer yarısına.
Medet kıl Şah-ı Kibriyâ, bakıp benzim sarısına;
Gel! Desen pervâne ruhum, ne binek ne dıraç ister.
Kapında bende olmaklık, cihân şahlığından evlâ,
Gönül ufkum karanlıktır, yetiş ey nûr-i Süheylâ.
Âşığına şule mi var, Ayn’ındaki nûrdan âlâ?
Nûrfânî şeb-i ömrüne, bir nazarlık sıraç ister.
Ferâc: Sıkıntıdan kurtulma, gönül ferahlığı.
Dıraç: Basamak, merdiven, yükselme vasıtası.
Süheylâ: Parlak ve huzur veren yıldız.
Ayn: Göz, kaynak, pınar.
Şule: Küçük alev, dünyevi cılız ışık.
Şeb-i Ömür: Ömür gecesi, hayatın son demleri.
Sıraç: Kandil, lamba, hidayet nûr’u.
5.0
100% (22)