0
Yorum
1
Beğeni
1,0
Puan
25
Okunma
Yorgunum,
bunu ilk kez söylemiyorum
ama her seferinde
başka bir yerimden kırılıyorum.
İnsan en çok
anlaşılamadığında yoruluyor.
Sabahlar benden erken uyanıyor,
ben günün gerisinde kalıyorum.
Aynaya baktığımda
yüzüm değil,
biriken yıllar karşılıyor beni.
Gözlerimde
söylenmemiş cümlelerin pası var.
Herkes benden güçlü durmamı bekledi,
kimse “nasılsın?” diye durmadı.
Oysa insan bazen
sadece
yükünü yere bırakmak ister,
taşıdığı için alkışlanmak değil.
Yorgunum…
koşmaktan değil,
aynı yerde saymaktan.
Değişmeyen sonlardan,
tekrar eden hayal kırıklıklarından,
her defasında yeniden
kendimi toplamaktan.
Kalbim hâlâ inanmak istiyor,
bu en yorucu tarafı belki de.
Çünkü umut,
insanı ayakta tutar
ama en çok da o yıpratır.
Bir kapıyı yüzüncü kez çalmak
cesaret mi,
yoksa alışkanlık mı bilmiyorum artık.
Bazen susuyorum,
çünkü anlatınca geçmiyor.
Bazen gülümsüyorum,
çünkü insanlar
gerçeği taşımayı bilmiyor.
İçimdeki fırtınayı
sıradan bir günde
nereye koyayım?
Yorgunum,
ama hâlâ buradayım.
Bu da bir şeydir belki.
Her şeye rağmen
kalbimi kapatmadıysam,
henüz tamamen kaybolmadıysam…
Bir gün
bu yorgunluk çekilecek üzerimden,
tozlu bir palto gibi.
O gün
daha az konuşacağım
ama daha doğru susacağım.
Daha az vereceğim
ama kendimden çalmayacağım.
Şimdi izin ver,
biraz durayım.
Dünya acele etsin,
ben etmeyeyim.
Çünkü bazen iyileşmek
ilerlemek değil,
beklemeyi bilmektir.
1.0
100% (1)