0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
82
Okunma
GÖNÜL YOLCULUĞU
Aşk dediğin nedir ki? Tarifi imkânsız...
Bir tutam geçici ateş, uykuda bekleyen köz;
Anlatmaya kelam yetmez, bir bakış alır özü.
Kimi sadece "sevmek" sanır, bilmez asıl göçünü,
Tutuşur içten içe, sormaz "neden" ve "niçinini"...
Artık başlamıştır yolculuk, bedenden can mülküne;
"Ben"likten geçip varınca, o ezeli mühre...
"Ah"lar, "vah"lar tükenmiş, benlik bitmiş bedende,
Sevgiliyle dertleşir can, artık o tende.
Görmek ister göz yâri, lakin basirettir aranan,
Kısalır yollar, yıllar; dervişe her yer vatan.
Zaman içinde yolculuk bu, mekânsızlık katında;
Ne akıl erer bu sırra, ne mantık varır ucuna,
Sessiz bir feryat kopar, aşığın her burcunda.
Kim bilir ne fırtınalara, ne celale maruz kalmış?
Kim bilir ne depremlerle nefsini viran eylemiş...
Nasıl bir kor düşmüş ki, kopmuş her bir şeyden?
Kim bilir ne volkanlar patlamıştır derinden;
Onun içindir ki her nefesi, her seslenişi ateşten...
Gel de anla bu hikmeti, geçmeden bu eşikten!
Kimine göre delisin, kimine göre bir meczup...
Bilinmez ki sinede gizlenen o asıl Sevgili!
Sessizliği suskunluk sanma, o en büyük zikirdir;
Gönüldeki bu sevda, dilsiz bir tefekkürdür.
Vuslat demlenmiş ise aşkın potasında,
Nakış nakış işlenir, varlığın her zerresine...
Aşkın üç harfi, yüce bir sır ile sırlanmış.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.