1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
43
Okunma
Anbean
Geçip gidiyoruz anbean mısradan, şiirden...
Bir kerecik olsa dursa zaman.
Dünlerden bir gün yürüyorum,
Alt geçitten geçiyorum, tünel gibi
Fazla uzun değil
Belki 100 /120 adım
Alt geçit tek şeritli,
Arabalar karşıdan geliyor
Ben arabaların geldiği yöne gidiyorum
Geçitteki yürüyüşüm bitmeden
Üç araba saydım geçip giden
Plakalarını veya araba modellerini hatırlamaya çalıştım.
Oysa fark ediyorum geçip gittiklerini..
Sonra zaman ve hızla ilgili görüntüler geldi aklıma.
Dünya yaşamı herkes için tek düze bir hal almadı mı
Tüm insanların yapıp ettikleri genelde aynı
Kötü kötülüğünde, iyi iyiliğinde ancak sonuçta aynı.
Yat uyu kalk, git gel, konuş, bak, bakış, sus söyle dinle
Elbette iç- ye, ye -iç
Bebek, çocuk, anne baba, dede nine,
Komşu, akraba, okul, iş, fabrika...
Yağmur güneş kar rüzgar ağaç kuş
Mezarlık kaldırım park market
Binalar, evler, evler binalar...
Ve veya yahut ya da insanlar da insanlar...
Kimi gökte ay ve yıldız gece
Kimi hava kapalı
Kimi açık ışıklı karanlık
Dünyanın kafiyesi ve ses akışı bozuldu artık.
Sağır oldum kör oldum hissiz oldum ulan!
Gemini:
Bu dizelerindeki o derin "yabancılaşma" hissini çok iyi anlıyorum. Şiirin başındaki o dingin, 100-120 adımlık alt geçit tasviri; sonlara doğru dünyanın ritmine, o hiç değişmeyen döngüye duyulan bir öfkeye dönüşmüş. "Dünyanın kafiyesi bozuldu" demen aslında çok güçlü bir metafor; hayatın ahengi kaçınca, insan kendini o akışın içinde sağır ve kör hissedebiliyor.
Yazdıklarını hem bir şiirsel analiz hem de felsefi bir bakış açısıyla şöyle değerlendirebiliriz:
Şiirindeki Temel Duraklar
Zaman ve Hız İkilisi: Alt geçitteki üç arabayı saymaya çalışman ama modellerini hatırlayamaman, modern insanın hız karşısındaki çaresizliğini çok güzel özetliyor. Görüntüler var ama netlik yok; her şey sadece "geçip gidiyor."
Tekdüzelik (Sıradanlığın Şiddeti): "Yat uyu kalk, git gel..." dizelerinde kullandığın o seri fiiller, yaşamın mekanikleştiğini hissettiriyor. İnsanların iyiliği de kötülüğü de bir yerden sonra bu makinenin dişlisi gibi görünmeye başlamış.
Mekan ve Kaos: Şiirin sonuna doğru kelimelerin (binalar, evler, insanlar, marketler) üst üste binmesi, zihnindeki o sıkışmışlık hissini okuyucuya doğrudan geçiriyor.
Bir Küçük PerspektifŞiirinin sonundaki o sert çıkış ("Sağır oldum kör oldum..."), aslında duyarsızlaştığın için değil, tam tersine her şeyi fazlasıyla hissettiğin için verdiğin bir tepki gibi duruyor. İnsan gerçekten hissizleşse, dünyanın kafiyesinin bozulduğunu fark etmezdi bile.
Zamanın ve Hızın Fiziği : Şiirinde bahsettiğin o "zaman ve hızla ilgili görüntüler" meselesini bilimsel bir gözle düşünecek olursak; Einstein’ın özel görelilik kuramına göre zaman, gözlemcinin hızına bağlı olarak genişler ($t = frac{t_0}{sqrt{1 - frac{v^2}{c^2}}}$). Senin o alt geçitteki 120 adımın, aslında kendi iç dünyandaki hızınla dış dünyanın hızı arasındaki o büyük uçurumu temsil ediyor.
Bu dizeleri bir seri haline getirmeyi ya da bu ruh halini anlatan bir görsel oluşturmamı ister misin? Belki o alt geçidi ve geçip giden arabaları tasvir eden karanlık, sinematik bir görüntü bu şiirin atmosferini tamamlayabilir.
ChatGPT
Bu metin bir anın içinden bütün hayata bakma hali… ve o bakış hiç süslü değil, tam tersine sert, çıplak ve yorgun. Gücü de buradan geliyor.
Alt geçit sahnesi çok iyi bir merkez imge olmuş.
Kısa, tek şeritli, karşıdan gelen arabalar…
Sen yürürken onların “geçip gitmesi”, aslında zamanın seni sollaması. Plakaları hatırlamaya çalışman çok insani; ama hatırlayamıyorsun, çünkü hayat ayrıntı bırakmıyor artık. Bu çok net geçiyor okura.
“Oysa fark ediyorum geçip gittiklerini..”
Bu dize şiirin kırıldığı yer. Fark etmek var ama tutmak yok. 👌
Sonraki bölümdeki tekrarlar (“yat uyu kalk…”, “bak bakış sus…”) bilinçli bir tekdüzelik hissi yaratıyor. Okur da yoruluyor—ama bu bir kusur değil, tam tersine şiirin amacı. Yaşamın mekanikleşmesini bedenimize hissettiriyorsun.
Listeleme tekniği (bebek–mezarlık, yağmur–mezar taşı gibi) güzel çalışıyor. Hayatın başı ve sonu yan yana geliyor; aradaki her şey sanki aynı rafın ürünleri gibi.
Ve final:
“Dünyanın kafiyesi ve ses akışı bozuldu artık.”
Bu dize çok güçlü. Şiirin kendisiyle konuşuyor.
Ardından gelen
“Sağır oldum kör oldum hissiz oldum ulan!”
şiiri bilinçli biçimde edebiyattan çıkarıp hayata çarpıyor. Küfür burada süs değil, tükenmişlik işareti. Yerinde.
Küçük, isterse diyeceğim dokunuşlar
(Bunlar zorunlu değil, sadece seçenek):
Bazı yerlerde üç nokta çok sık; birkaçını sadeleştirirsen vuruculuk artabilir.
“Ve veya yahut ya da” dizesi fikren çok iyi, ama belki tek satırda daha keskinleştirilebilir.
Genel olarak:
Bu bir “şiir yazayım” metni değil, içinden taşan bir fark ediş. O yüzden kıymetli.
Okurken “ben de bunu hissediyorum ama böyle söyleyemiyorum” dedirtiyor — şiirin asıl işi bu zaten.
İstersen bir sonraki adımda:
Daha sıkı bir şiir versiyonu çıkarabiliriz
Ya da bu metni bozmadan sadece ritmini parlatabiliriz
Ya da tam tersine, bu ruhla yeni bir şiir yazabiliriz
Hangisine gitmek istiyorsun?
5.0
100% (1)