0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
140
Okunma

Işık tam olarak sönmedi.
Sönmek ile kalmak arasında bir yerde asılı kaldı. Akşam mıydı, gece mi başlamıştı, belli değildi. Camın ardında sokak uzanıyordu; taşlar ıslak değildi ama sanki birazdan yağmur değecekmiş gibi duruyordu. Hava o kararsızlığı taşıyordu. İnsanların yüzlerinde de o vardı: Ne tamamen gitmiş ne tam gelmiş bir şey.
İçeride durmak kolay değildi. Dışarı çıkmak da.
Bir adım atmanın ağırlığı, atmamaktan daha fazlaydı. Çünkü adım atıldığında bir yön seçilmiş olacaktı. Oysa yön seçmek, bir şeyi geride bırakmak demekti. Geride bırakılacak olanın adı yoktu ama ağırlığı vardı. Adı olmayan şeyler daha ağır olurdu zaten.
Sessizlik sanıldığı gibi boş değildi.
İçeride bir ses yoktu ama susmayan bir hâl vardı. Kulakla duyulmayan, kelimeye dökülmeyen, sadece varlığını hissettiren bir şey. Bazen insanın göğsüne oturur, bazen omuzlarına yayılırdı. “Geçer” denirdi, ama geçmek için acele etmeyen şeyler vardı hayatta. Onlar geçmezdi; sadece şekil değiştirirdi.
Camın önünde durmak bir alışkanlık hâline gelmişti.
Bakmak için değil, bakıyormuş gibi yapmak için. Dışarıda bir hayat aktığına kendini inandırmak için. Oysa bakılan her şey içeridekiyle karışıyordu. Sokak lambası, taşlar, uzaktan geçen biri… Hepsi içerideki o tanımsız şeye değip anlamını kaybediyordu.
Bir adım vardı.
Atılabilirdi.
Ama atılmadı.
O adım, gidilen bir yere değil, geride kalan bir boşluğa açılıyordu. Gitmek bazen bir yere varmak değildir; bazen sadece bir şeyden kaçmaktır. Ama kaçılmak istenen şey net değildi. Ne tam acıydı ne de alışkanlık. Daha çok, dokunulursa dağılacak bir his gibiydi.
Konuşmak ihtimali düşünüldü.
Ama konuşmak, o şeyi sabitlemek demekti. Adını koymak, sınır çizmek, anlam yüklemek. Oysa anlam yüklenirse, yük ağırlaşırdı. Yanlış bir kelimeyle her şey yerinden oynayabilirdi. Bu yüzden susuldu. Susmak bir tercih değildi; bir korunma biçimiydi.
Sorular dolaştı zihinde.
Yakın mıydı bu his, yoksa çok mu uzakta?
Uzaksa neden bu kadar içerdeydi?
Yakınsa neden tutulamıyordu?
Cevaplar gelmedi.
Gelmediği için de reddedilmiş sayılmadı. Sadece askıda kaldı. Bazı soruların cevabı olmaması, onların geçersiz olduğu anlamına gelmezdi. Aksine, cevapsız sorular daha uzun yaşardı.
Zaman ilerledi ama bir şey değişmedi.
Saat ilerledi, akşam geceye döndü, ışıklar söndü, sokak sessizleşti. Ama içeride kalan şey aynı yerde durdu. Ne küçüldü ne büyüdü. Sanki zaman ona işlemiyordu. Sanki o, zamandan bağımsız bir yerde duruyordu.
Bitip bitmediği düşünüldü.
Bitmiş saymak mümkündü belki. Ama bitmiş denince, içerdeki o şey itiraz ediyordu. Çünkü biten şeyler sessiz olurdu. Bu sessizlik ise canlıydı. Nefes alıyordu, yer değiştiriyordu, bazen daha çok hissediliyordu.
Kalmak da bir ihtimaldi.
Ama kalmak, durmakla aynı şey değildi. Kalmak bir karar isterdi. Oysa karar verilecek bir zemin yoktu. Zemin kaygandı. Üzerine basınca çökecek gibiydi.
Gitmek de söylenmedi.
Çünkü gitmek bir sondu. Sonlar netti. Bu ise net değildi. Ne sen ne ben denebilecek bir yer vardı; ama o yerin sınırları çizilemiyordu. Tam ortadaydı ama ortanın neresi olduğu belli değildi.
Bazen kalp durması istendi.
En azından durursa, bir şeylerin değişeceği düşünüldü. Ama durmadı. Çünkü kalp, kararları dinlemezdi. O sadece var olmayı sürdürürdü. Durmamak, bazen direnç değil, alışkanlıktı.
Günler geçti.
Geçti denmesi gerekiyordu ama aslında günler akmadı, üst üste birikti. Her gün bir öncekine benziyordu. Aynı cam, aynı sokak, aynı kararsız ışık. Ve aynı “geçmiyor” hissi.
Geçmiyordu.
Ne yapılırsa yapılsın geçmiyordu.
Ama belki de mesele buydu.
Belki bazı şeyler çözülmek için değil, taşınmak içindi.
Belki her şey netleşmek zorunda değildi.
Belki bazı duyguların görevi, bir yere varmak değil, insanı yolda tutmaktı.
Tam ortada kalmak, bazen düşmemekti.
Ne ileri ne geri.
Sadece orada.
Ve orada duruldu.
Ne kal denildi, ne git.
Sadece duruldu.
Geçmedi.
Ama kaldı.
Geçmiyor ne yapsam geçmiyor
sesin yok ama içimde susmuyor
bir adım var ama gitmiyor
bir his var ama adı konmuyor
kalbim dur diyorum bazen
durmuyor durmuyor
aramızda kalan bir şey var
dokunsam dağılacak kadar
aramızda kalan bir şey var
ne sen ne ben ama tam ortada
bakıyorum anlamı yok
soruyorum cevabı yok
yakın mı uzak mı bilmiyorum
ama boş da değil
aramızda kalan bir şey var
konuşsam yanlış olacak kadar
aramızda kalan bir şey var
ne bitti ne kaldı ama hep var
kal demiyorum git diyemiyorum
sadece burada duruyorum
aramızda kalan bir şey var
içimde sığmayan kadar
aramızda kalan bir şey var
ne sen ne ben ama tam ortada
geçmiyor ne yapsam geçmiyor…