4
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
70
Okunma
Bir söz var eskilerden, taş gibi ağır:
“Özgürlük, başkasının sınırında dar.”
Ama kim dinler ki bu kadim sesi,
Kimi sanır kendini evrenin merkezi.
Konuşur durmadan, bilmiş bir edayla,
Her fikre saldırır, kendi havayla.
Empati mi? O da neymiş, geç onu!
Saygı desen, unutmuş çocukluğunu.
Bir sofraya oturur, yemeği kendi yer,
Sonra kalkar, “Ben paylaşırım!” der.
Haddini bilmek mi? O uzak bir diyar,
Ona göre sınır, sadece duvar.
Oysa bilmek gerek, nerede durulur,
Bir kalpte iz bırakmak, nasıl kurulur.
Bilgiyle dolsan da, taşsan da ilimle,
Haddini bilmezsen, kalırsın çelimle.
Medeni olmak, sadece kravat değil,
Bir başkasının acısına eğilmekte değil mi asıl keyif?
Olgunluk, susmakta bazen, bazen dinlemekte,
Kendini değil, karşındakini gözetmekte.
Ey haddini bilmeyen, duy bu şiiri,
Sözüm sana değil, senin gibilerin birliği.
Çünkü ne kadar bilirsen bil,
Haddini bilmiyorsan, “hiç”sin, bir silik fil.
5.0
100% (5)