0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
13
Okunma
Yüreğim titrek bir sabahın başında,
buz gibi çay fincanı avuçlarımda kaldı
Söylesdemde sussamda
içimdeki yangını kimse anlamaz
dudaklarımdan dökülen
ama hiç dillendiremediğim
o kelimeyi yutkunarak geçirdim.
Hoşçakal diyişini.
göğsümde açık bir yara gibi.
Yaralı bir dal gibi sallanıyor ruhum
Sanki rüzgâr beni de koparıp atacakmış gibi. Hatırladığım her bakışın,
Kör bıçak vurur yüreğime.
Gözlerimde birikti yağmur dolu bulutlar,
ama kimse fark etmiyor;
geceyi gündüze çevirmeye çalışan
bir deli sandılar beni.
Oysa sadece seni arıyordum seni
her köşebaşında, yada bir parkın bankında.
Bir zamanlar içimde taşıdığım o Sevda ateşini,
şimdi kül Rüzgârlar savurdu,
Artık geceler beni en iyi anlıyanım
Karanlık benim evim artık;
kapısı yok, penceresi yok,
sadece bir boşluk var .
senin adın yankılanıyor,
Acın öyle derin ki ses bile veremiyor.
Sadece gözyaşlarıma yükleniyor,
Fertadım figan olup bir nehir oluyor.
Hani Nehir akarken taşlara çarpıyor ya,
işte öyle çarpıyorum her sabah aynaya. Nerde? diyorum, Nereye gittin?
Cevap yok,
sadece titrek bir nefes,
kırık bir gülüş.
Şimdi susuyorum, çünkü söz kalmadı.
Kalan her şey kan gibi akıyor içimden.
Ertaç eral