4
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
377
Okunma

Daha dün,
Bir kapıdan geçtim
Anahtarı dahi olmayan;
Gölgesi içeri düşen bir kapıydı bu.
Açılmadı; ben oldum.
Zaman, dizlerinin üstünde çökmüş
bir çocuk gibi ağlıyordu içeride.
Kimse duymuyordu
çünkü ses çoktan terk etmişti kulakları.
Gördüm:
Yüzü olmayan aynalar/dan
unutulmuş dualarla doluydu.
TanrıLar bile susmuştu /o an
kendi adını hatırlamamak için.
İnsanlar vardı -
ama insan değillerdi.
Bir düşüncenin artığı,
yarım kalmış bir cümlenin utancıydıLar.
Gözleri vardı
bakmak için değil,
Sadece kaçmak için.
Bir nehir akıyordu oradan
sudan değil,
kararsızlıktan.
İçine düşen herkes
kendi adını kaybediyordu.
Kaybolmak
ilk defa bu kadar ağır - kahrediyordu.
Kimse sormuyordu artık:
“Ben kimim?”
Çünkü cevap
çoktan çürümüştü.
Bir kadın gördüm;
Ellerinde doğmamış yıllar taşıyordu.
Bir adam,
Ölümünü cebinde buruşturmuştu.
Çocuklar
Yaşlanmıştı doğmadan.
Sonra sessizlik geldi.
Ama bildiğimiz sessizlik değil;
Var olmayı reddeden türden.
Kelimeler intihar etti,
Anlam arkasından giderken.
Ve herkes gitti.
Ama bir yere değil.
Gidişin kendisine.
Geriye yalnızca şu kaldı:
Hiç kimsenin söylemediği
ama herkesin bildiği
o isimsiz şey.
İşte oradayım şimdi.
Ne yaşayanım ne ölen.
Sadece hatırlanan bir boşluk.
TanrıLar düşmüştü bir cümleden
noktasız
Bir nehir geçtim
sudan değil
rüyadan
içine düşen uyanıyordu
ama kim olduğunu hatırlamadan.
Ve bu şiir -
okunmak için değil.
Uyanmak için.
bir şey geçiyordu içimden
adını dahi sormadım.
*
Söyle,
hangi karanlığa daha yakın duralım...
.....
Yazan: SagirZadeOzaN
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.