2
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
200
Okunma
Denizi görmez burası,
ama rüzgârın cebinden düşen
tuzlu bir mendil asılıdır ocağın üstünde
Tencereler
yaşlı adamlar gibidir;
az konuşur, çok bilir.
Kapak açıldığında
öğle vakti iç çekişi duyulur.
Terinos oturur,
tahta sandalyenin gıcırtısı
çocukluğundan kalma bir kapıdır.
Tontonitos masanın altında
zamanı bekler.
Banduma gelir. Hep kabak çiçeği dolması olmaz ya,
Yufka,
güneşte unutulmuş bir mektup gibi yumuşak.
Köy tavuğu
sabırla parçalanmış bir öğle.
Denizin uzaktan bakışı.
Üzerinde akbadem…
ceviz gibi bağırmaz;
Datça’nın diliyle konuşur:
yarım ses,
yarım gölge.
Terinos bir lokma alır.
Denizi görmez,
ama ağzında dalga kırılır.
Ve anlar:
Bazı lokantalar manzara satmaz,
hafıza pişirir.
Öğle ağır ağır ilerler.
Kaşık tabağa değdikçe
zamanın köşeleri yumuşar.
Masaların üstünde
esnafın yorgunluğu,
elin emeği,
suskun bir helallik durur.
Duvar saatinin tik takı
bir kalp gibi çalışır.
Her vuruşta
bir yıl daha geçer
ama kimse acele etmez.
Sular sürahide ve ekmek açık büfe.
Terinos dışarı bakmaz.
Çünkü Datça bazen
sokağın içindedir.
Bazen buharın,
bazen bir kaşığın ucunda.
Son lokma kalır.
İnsan orada durur.
Ne bitirmek ister,
ne uzatmak.
Tontonitos başını kaldırır,
Terinos’a bakar.
Göz göze gelirler.
İkisi de bilir:
Bu esnaf lokantası
karnı değil,
insanı doyurmuştur.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.