0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
152
Okunma
Kendimin yolculuğunda
içimin sandıklarını açtım.
İçinde solmuş fotoğraflar,
ucu yanmış mektuplar,
pembe hayaller vardı.
İçilmeyen kahvenin kokusu,
içinde tozlanmış pişmanlıklar saklıydı.
Kapalı kalmış, unutulmuş,
belki de unutulmak istenmiş
anılarla dolu bir sandık.
İçinden çıkanlar hem acı hem tatlı,
hem buruk, hem yarım, hemde tamamdı.
Her birini aldım
itinayla dizdim önüme,
yüzleştim tek tek hepsiyle.
Artık karşımdaydılar.
Aralarında kaybolmuş seneler,
biten hevesler, uykusuz geceler,
akan yağmurlar vardı.
Aralarında kurutulmuş çiçekler,
dilimde geriye kalan acı tatlı bir tat vardı.
Kimisi hüzünlü,
kimisi tebessümlü anılar.
Siyah beyaz bir geçmiş,
bulutlar, gece ve gökyüzü vardı.
Önce uzun uzun seyrettim hepsini,
— sessiz ve sedasız.
Sonra içime baktım, en derine;
hangisi kalmıştı geriye?
Baktım,
Kaç kahkahayı hatırlarım,
kaç yağmur damlası kaldı bende.
Hangi keşke’ler neyse’lere dönüştü,
hangi iyi ki’lerim oldu diye.
Kırılma noktam nerdeydi
— uzun uzun baktım.
Flu ve yitik olanlarla
hala canlı olanlar arasında
gittim geldim.
Çoğunu silmişim
hafızamın ücra köşelerinden.
Hatırlayınca yeri sızladı
ama artık eskisi kadar acıtmadı.
Solgun renkler,
öyle belli belirsiz bi gölgesi kalmış elimde.
Bazıları ile sessizce vedalaştım,
sandığın kapağını kapattım.
Tozunu rüzgarlara saldım,
uzak diyarlara bıraktım.
Bazılarını saygı ile andım,
İyi ki dediklerimi en kutsala sakladım.
O kutsalda kimse onlara dokunmasın,
unutturmasın diye pamuklara sardım.
Yâd ettim hepsini sevgiyle,
öptüm ve hafızama kazıdım.
Nefes alır gibi özenle çektim içime.
Çünkü her biri ile dönüştüm, evrildim.
Onlarla büyüdüm,
ben oldum,
benliğimi buldum.
Lotuss’
25.08.2025
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.