0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
134
Okunma
Haziran ayında kışın çığlığı,
Oltaya takılan yosun balığı,
Mavi denizi örter grinin sığlığı,
Neye bu sinirin, söyle Marmara?
Dalgalar vurur bak dalgakırana,
Böyle deli rüzgâr gelmez sırana.
Sinirle, tantana çökmüş arana,
Neye bu sistemin, söyle Marmara?
Kıyılar inliyor insan sesinden,
Balıkçı bıkmadı olta fesinden,
Yine karavana, bıktı nesinden,
Boşadır çabası, anla Marmara.
Mudanya önünde yavaşça durdum,
Dalga gelgitine bir hayal kurdum.
Uğultu içinde kendime sordum,
Ağrıyor şu başım sende Marmara.
Sert esen rüzgârın yaz sıcağında,
Bencilce ağlıyor kıyı bağında,
Pembe giysili kız kuş avlağında,
Guguklar kaçışır burda Marmara.
Ağaçlar süslenmiş pembe, beyazlı,
İnsanlar bakışır cilveli, nazlı.
Burgaz’dan Gemlikğe dünya ayazlı,
Gün batar kumlarda sessiz Marmara.
Kordondan geçiyor macuncu usta,
Pamuk şekerleri dizer hususta.
Tanıdık siluet kalmış kabusta,
Yüzler bilinmiyor bende Marmara.
Yol kenarlarında şişeler patlar,
İçenler dertlenir kavgaya başlar,
Şişede durmaz da, fırlatır taşlar,
Hata insandadır, bakma Marmara.
Peş peşe sigara yaktığım anda,
Hesabı şaşırdım fani cihanda.
Rüzgâr güllerini gördüm her yanda,
Neden dikmişler ki orda Marmara?
Yüz yetmiş tanedir saydım sırayla,
Bitmez bu canına yandığım ayla.
Sinirlendim, döndüm başka bir rayla,
Kuşlara yem verdim durdum Marmara.
Beleşçi kuşların karnı tok gezer,
Balıkçı kolumdan tutup da ezer,
Fakir açlıktan bak, canından bezer,
Hesap kabaracak serde Marmara.
Uygar’ım, bu sözün kesilmez ardı,
Gece karanlık yalnızlığı vardı.
Beli ansızın yel ağrısı sardı,
Yol göründü bak, elveda Marmara.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.