0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
158
Okunma
Hayat,
Durmak bilmeyen arsız,
Ruhumu rahatsız eden
Misafir çocuğu.
Bahçemde biten zararlı ot.
Yaşamak lazım tabii,
Ne olursa olsun: hayat.
Görmek, bilmek lazım;
Ama en önemlisi hayatta “zaman”!
Geçmiş, gelecek, şu an —
Sanki birer ütopik evren.
Hangisinde yaşıyorum acaba?
Anda yaşayacak kadar nefsimi sevmiyorum, o kesin.
Gelecek desek?
Benim için çok karmaşık;
Aynı gelin duvağı gibi.
Peki ya geçmiş?
Geçmiş tam bana göre.
Kendimi görüyorum,
Kendimi tartıyorum orada.
Kendimle konuşuyorum,
Kendimi tanıyorum.
Günahımı sayıyorum,
Sevabımı seviyorum.
Ne gelecekte ne şimdide bunları yapabiliyorum.
O yüzden, gerçekten de geçmiş için yaşamamız gerekmez mi?
Şöyle bir bakıyorum da hayata:
Anı yaşasam, nefsimi
Geleceği yaşasam, kaygımı
Yaşatıyorum sadece.
Kendimi yaşatmam için en mümkün yer
Geçmiş gibi duruyor.
Çünkü geçmişte yargıcım,
Hakimim,
Görenim,
Duyanım,
Bilenim.
Ve en önemlisi:
O beni değil, ben onu şekillendiriyorum.
O yüzden bu hayatta ne varsa, hepsi
Geçmiştedir.
Ve geleceği, şimdiyi bırakıp
Geçmişte görmek istediğimi yaratmak:
Hayatın en makul yeri…
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.